EYVAH EYVAH! 2 YAŞ SENDROMU KAPIYA DAYANDI!

Kucakta, beşikte geçen dönemler, yavaş yavaş geride kaldı. Bebeğiniz büyümeye başladığı andan itibaren, kendi ayaklarının üzerinde durmak ve hayatındaki özerkliğini ilan etmek için sonu gelmez bir çaba halindedir.

Bu çaba, bebeğinizin artık çocukluk dönemine girerek kendi kendini idare edebilecek duruma gelmesi ve hayata hazırlanması açısından, aslında çok olumlu ve faydalı. Ancak bebeğinizin bu süreçte, adeta aynada kendini aslan olarak gören bir kedi olduğunu düşünmeniz gerekir. Bu yüzden onu korumak için sizin de yoğun bir enerji sarf etmeniz ve çocuğunuzun bu kontrolsüz gücünü olası tehlikelere karşı kontrol altına almanız şart.

2 yaş sendromu nedir, nasıl geçer?

2 yaş sendromu, bebeğinizin 1,5 yaşından itibaren kendini gösterir ve ailenin tutumu, bebeğin yapısı gibi değişkenlere bağlı olarak ortalama 2-3 yıl veya daha uzun sürebilir. Bu süreç; bebeğin kendi ayakları üzerinde durduğu, kendi işlerini kendisinin halledebileceğine inandığı ve fazlası ile itiraza meyilli olduğu, şiddet eğilimi gösterdiği bir dönemdir. Bu süreci olumlu etkilerle ve hem bebeğinize faydalı olacak hem de bebeğinizle iletişiminizi kötü etkilemeyecek şekilde geçirebilmeniz için, dengeli bir tutum sergilemeniz önemli.

Birden ortaya çıkan aşırı merak

O artık dünyayı keşfe çıkmaya hazırlanan bir kaşif! Ve elbette ki keşfine, kendisine en yakın yerden, evden başlayacak. Dolaplar, çekmeceler, arka balkonunuz onun için hazinelerle dolu ve hepsi keşfedilmeyi bekliyor. Bu süreçte, onu sürekli merak ettiği şeylerden uzaklaştırmak, onun hırçınlaşmasına sebep olur. Çocuğunuzu uzaklaştırmak yerine, ulaşabileceği yerlere tehlike oluşturabilecek eşyaları koymayın. Eğer gerçekten gitmemesi gereken bir yere yönelirse, ona sert bir “hayır” demek yerine, onu cezbedecek yeni bir şey öne sürün ve dikkatinin buraya yönelmesini sağlayın.

Sadece uyarı değil, sebep sunun

Onu sadece “Dokunma”, “Gitme”, “Cıss” diye uyarmanız, aslında işleri daha da zorlaştırır. 2 yaş sendromunda bebekler, ona karşı yaptığınız her itirazı bir inatlaşma sebebine dönüştürebilir. Bu yüzden yapmasını istemediğiniz şeylerin sonuçlarını görmesini sağlayın. Bebeğinizin sıcak çaya dokunmasını istemiyorsanız, kontrollü bir şekilde bardağın sıcaklığını hissetmesini sağlayın. “Buna dokunmamalısın!” yerine, “Buna dokunmamalısın, çünkü…” şeklinde kurduğunuz cümleler her zaman daha yapıcıdır.

Aidiyet duygusunu lehinize çevirin

“Ben” ve “Benim!” duygularının şaha kalktığı bu dönemde, bebeğinizin her şeyi kurcalama huyunu kontrol etmek için bu aidiyet duygusunu kullanabilirsiniz. Ona kendine ait alanlar yaratın. Kendi dolabı, kendi tabağı, kendi çekmeceleri olsun. Böylece kendisine ait hissettiği şeylerin değerini bilirken, size ait alan ve objelere saygı duymasını sağlamayı da kolaylaştırabilirsiniz.

Şiddete eğilimini kontrol edin

Çocuklar 2 yaş sendromunda önce kendisine, sonra size, daha sonra da yaşıtı olan oyun arkadaşlarına şiddet göstermeye meyillidir. Ancak ona hemen kızmayın! Şiddet duygusunu yeni keşfeden çocuğunuz, bunu nasıl kullanacağını bilemez ve bu konudaki kılavuzu sizsiniz. Bebeğiniz size veya başka bir kişiye yönelik şiddet uyguladığında gülmek, canınızın yandığını belirtmek veya kızıp bağırmak yerine ona ilgi göstermeyi kesin. Böylece sosyal rollerinde şiddet kullanmanın hem yanlış olduğunu hem de onu yalnızlaştıracağını anlayacak ve bu yüzden bundan kaçınacaktır.

“Patron Kim?” Savaşına Girmeyin: Çocuğunuza Kural ve Sınır Koyma

Çocuklar, her şeyi sizden öğrendikleri gibi kural ve sınırları da ilk olarak aile içinde öğrenirler. Kendini keşfetmeye başladığı andan itibaren kendi başlarına hareket etme eğiliminde olan çocukların bir de sonsuz merak duygusu ve hayal gücü işin içine girince, yapabileceklerinin gerçekten sınırı yoktur. Onlara kurallar ve sınırlar konusunda yol gösterecek olan kişi ilk olarak sizsiniz.

 

Çocuğunuzun kural ve sınırlara alışması için, hoşgörü, sabır, tutarlılık ve güven en önemli etkenlerdendir. Bunlardan biri eksik olduğu zaman, çocuğunuzla kurmaya çalıştığınız otorite demokratik bir ilişkiden uzaklaşır ve sonunda ya korkutucu ebeveyn olursunuz ya da ipleri tamamen çocuğa bırakırsınız.

 

Evdeki kuralları belirlemede onunla inatlaşmanız, aslında asla sonuca varamayacağınız bir savaşa dönüşür ve ilişkinizi yıpratmaktan başka bir işe yaramaz. Bunun yerine çocuğunuzla sakin ve mantıklı bir ilişki kurmanız, onun gözünde güvenilir ve tutarlı bir izlenim elde etmenizi sağlar.

 

Hayatı keşfetmeye başlayan çocuğunuzun kural ve sınırlara uyum sağlaması için belirteceğimiz noktalara önem verebilir, dengeli ve sakin bir ilişki kurarak kuralları hayatınızın olağan bir parçası haline getirebilirsiniz.

 

İşe Baştan Başlayın

Bebeğiniz doğdu ve büyüme aşamasında onu kurallardan habersiz yetiştirdiniz. “Ben” kavramının geliştiği 2-3 yaşında başına buyruk davranmaya başlayan çocuğunuza birdenbire kurallar yüklemek, elbette ki onun tepkisine sebep olacaktır. Bunun yerine, işe baştan başlamalısınız. Çocuğunuzun yemek, uyku, oyun gibi günlük rutinlerini bir sınır ve kural çerçevesinde gerçekleştirdiğinizi hissettirerek, onun kural ve sınır kavramından tamamen soyutlanmadan büyümesini sağlayabilirsiniz.

 

Kuralları Önceden Belirleyin

Daha önceden bilmediği bir kuralı çocuğunuza sinirle ve o anlık bir karar olarak bildirdiğiniz zaman, çocuğunuz ilk olarak bunu bir tehdit gibi algılayıp uyum sağlamaktan kaçınacaktır.Sonrasında ise bu kuralları fevri bir şekilde koyduğunuzu düşünerek zorlamayı deneyecektir.

Çocuğunuza kural koyarken, bunun üzerinde düşünülmüş ve mantıklı bir karar olduğunu ona hissettirmeniz gerekir. Bu sayede çocuk bu kuralı yıkamayacağını ve doğrusunun bu şekilde olduğunu düşünür.

 

Tutarlı Olun

Bir gün önce koyduğunuz bir kuralı bir gün sonra bozarsanız, çocuğunuzda “Demek ki kurallar isteyince bozulabilir” algısı yaratırsınız. Tutarsız davranışlar, çocuğun gözünde kuralın güvenilirliğini ve doğruluğunu sorgulatır ve kurallara uyma eğilimini azaltır.

 

Kuralın mantığını ve geçerliliğini sorgulamaya başlayan çocuk, ebeveyninin kendisine “kafasına göre” kurallar koyduğunu düşünerek kendi doğruları doğrultusunda hareket etmeye başlayabilir. Bu yüzden, koyduğunuz kuralların arkasında durun. Eğer bir kuralı gerçekten bir seferliğine bozmanız gerekiyorsa da, bu konunun nedenini çocuğunuza önceden açıklamalısınız.

 

Takdir Edin

Koyduğunuz kurallara uyan çocuğunuzu mutlaka takdir etmeniz gerekir. Bu takdirin söz ve davranışlarınızla gerçekleşmesi çok daha işe yarar bir yöntemdir. Onu, yaptığı iyi bir davranış karşısında “Doğru olanı yapıyorsun” “Aferin, seninle gurur duyuyorum”gibi cümleler kurarak, gerçekleştirdiği davranışı bir daha yapma konusunda teşvik edebilirsiniz.

 

Çocuğunuz istediğiniz bir kurala uymadığında ise kesinlikle bedensel cezalar kendi güven ortamınızdan uzaklaştırma gibi yolları tercih etmemelisiniz. Her çocuk, anne ve babası tarafından karşılıksız sevildiğini hissetmek ister. Bu tip cezalar, “Beni sadece doğru olanı yaptığımda seviyorlar” algısına yol açarak, karşılıksız sevgi ilişkinizin çocuğunuz tarafından sorgulanmasına yol açar. Bunun yerine, onunla konuşmalı, bir yerde oturup düşünmesini istemelisiniz. Çocuğunuzla kurduğunuz ödül-ceza sistemini kesinlikle bir rüşvet ilişkisine çevirmemelisiniz.

 

Tüm bu kurallar konulurken en önemli noktalardan biri de, evde anne ve babanın birbiriyle paralel davranışlar sergilemesi. Anne tüm kuralları koyuyorken baba kural delici bir görev üstleniyor veya tam tersi yaşanıyorsa, çocuğun kurallara ve anne-babasının otoritesine olan bağlılığı sarsılır ve kafasına göre davranma eğilimi artar.

 

Çocuğunuza hangi konularda kural koyacağınızı iyi belirlemelisiniz. Kural ve sınır koyma işinin abartılması, her şeye kural konulması da kuralsız hiçbir şey yapamayan bir çocuk ortaya çıkarır ve böyle bir çocuk ileride maalesef özgüvensiz bir birey olur.

 

Unutmayın ki bu kural ve sınırlar, onun okul hayatına ve bundan sonraki yaşamına adapte olabilmesi için de yerinde ve dozunda olduğu sürece oldukça faydalı. Güven ilişkinizi sarsmayan, sakin bir evin altın anahtarı, doğru çizilmiş kural ve sınırlardır.

 

 

Ev Ödevleriyle Barışma Vakti: Çocuğa Ödev Bilinci Kazandırmak

Her çocuk sonsuz yaratıcılık ve kendine özgü bir ruha sahip. Biz yetişkinler yapmamız gereken işi sevmesek de mecbur olduğumuz için yapabiliyoruz; ancak çocuk sabırsızdır ve sonsuz özgürlük duygusuyla yaşar. Bir çocuk, sevdiği bir konuya tutkuyla bağlanıp günlerce onun için uğraşabildiği gibi, kendisini baskı altına alacağını düşündüğü şeylere bir dakika bile ayırmayı reddedebilir.

Okul sonrası eve gelen ve dinlenme, oyun oynama gibi gereksinimlerinin peşinden giden çocuklarınızın ev ödevi bilinci kazanması, onun okul başarısının yanı sıra ilerleyen dönemlerde ve hatta iş hayatında sahip olacağı sorumluluklara hazır olması için gereklidir.

Çocuğun okul dönüşünde ödevlerini yapması için birçok ebeveyn farklı yöntemler dener. Bunlardan en sık yapılanı, yapılacak ödevi çocuğa sürekli hatırlatmak, her gün ödev yapılırken çocuğun yanında beklemek, çocuğun kendisini denetlemeyle karışık bir baskı altında hissetmesine sebep olmaktır. Ve bu yöntem yerleştikçe, çocuğun ödeve bakışı değişir, ödev yapma süreci tatsız bir hal almaya başlar.

Anne ve babaların, çocuğun ödev yapması için öncelikle yapıcı ve tutarlı bir tutum sergilemesi gerekir. Sistemli ve çocuğun kapasitesine uygun beklentiler, yerinde takdir etme ve güvenini kırmayacak bir destek, çocuğunuzun bu işi başarabildiğini düşünmesini sağlar ve ödev konusunda kendine güvenen çocuklar bundan kaçmaktan vazgeçer.

Ödev yapmaya hazır mıyız?

Ödev düzeni oturturken öncelikle çocuğunuzun okuldan döndükten sonra dinlenme ve yemek yeme zamanını hesaba katmalısınız. Bu ihtiyaçlarını karşılamayan bir çocuk elbette kafasını derse odaklayamaz. Çocuğunuz ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra tutarlı bir ödev saati belirleyerek bunu sisteme oturtabilirsiniz. Bu saat, ödevler bittikten sonra çocuğunuzun eğlence ve hobileri için de belirli bir zaman bırakacak bir vakitte seçilmelidir. Bu saati çocuğunuzla birlikte konuşarak karar verin ve ona seçenekler sunarak kendi kararını vermesini sağlarsanız, var olan bir düzene uyduğunu değil, kendi düzenini yarattığını hisseder ve izleyici değil katılımcı olur. Bu sisteme başladıktan sonra ara ara saatlerden memnun olup olmadığını konuşabilir, eğer ihtiyaç varsa saatlerde düzenleme yapabilirsiniz.

Bırakın hata da yapsın

Herkes çocuğunun yaptığı işte mükemmel olmasını ister ancak unutmamalısınız ki okul bir öğrenme sürecidir. Bu süreçte de bir çocuk elbette hatalar yapacak veya zayıf olduğu noktalar olacak. Siz de onun ödevlerini incelerken “Burası kötü olmuş” diyerek onun hevesini kırmak yerine, iyi olduğu noktaları överek ona hatalarını düzeltmek konusunda cesaret vermelisiniz. Onu sözlerinizle takdir edip, nasıl daha iyi olabileceği konusunda yapıcı önerilerde bulunarak yol gösterebilirsiniz.

Kendi ayakları üzerinde dursun

Her an çocuğunuza destek olmak demek, sizsiz bir şey yapmaması anlamına gelmez. Eğer çocuğunuzun ödev süresince onun başında beklerseniz, çocuğunuz bunun her zaman bu şekilde olmasını bekler ve ödev bilincini kendi başına edinmek yerine, size katılmak olarak algılar. Ödevleri belirli parçalara bölüp, o parça için bir süre verin ve o sürenin sonunda onu kontrole geleceğinizi söyleyin. O süreçte çocuğunuz ödevini kendisi yapsın ve siz verdiğiniz süre dolunca giderek onun yaptığı ödevde doğru yolda olup olmadığını kontrol ederek önerilerde bulunun. Böylece çocuğunuza kendi görevini kendi halletmesi için fırsat verirken, istediğinde destekçi de olabileceğinizi dengeyi tutturarak göstermiş olursunuz.

Rahat etmesini sağlayın

Çocuğunuzun ödev yapması için onun rahat edebileceği ve dış etkenlerin dikkatini dağıtmayacağı bir ortamı olmalıdır. Ve her zaman alıştığı ortamda çalışması verimini de artırır. O her gün ödev yaptığı çalışma masasına oturduğunda psikolojisini ödev yapmak için hazırlaması daha kolay olacaktır.

Çocuğu sıkmamak adına tamamen kontrolsüz bırakmak da düşülen hatalardan biridir. BU konuda kontrolü tamamen çocuğunuza bırakmamalısınız. Sürekli kontrolde tutulan çocuk birden kontrolsüz bırakılınca ne yapacağını bilemez ve kendi kendine gidip ödevini yapmaz. Siz kontrol etmediğiniz için, ödev yapmadığında bir sorun çıkmadığını görür ve bu durum alışkanlık haline gelir. Ödev kontrolü konusunda çocuğunuzun öğretmeni ile iş birliği içinde olabilirsiniz.

Geleceğin Temellerini Oluşturmak: 0-6 Yaş Çocuk Psikolojisi

Bebeğiniz dünyaya ayak uydurmaya ve keşfetmeye başladığı ilk andan itibaren onunla kurduğunuz iletişim, karakterini oluşturmasının temellerini atıyor. Çocuğunuzun şu anki tutum ve davranışlarını etkileyen psikolojisi, onun yetişkin bir birey olduğu zaman sahip olacağı karakteri de önemli ölçüde belirliyor.

Uzmanların bu konudaki ortak fikri, 0-6 yaş arasında çocuğa davranışlarınızın sonuçlarını en net şekilde görebileceğiniz dönem, ergenlik. Şimdiden tohumlarını atmaya başladığınız bir bahçede zorlu dikenlerle hem sizi hem de çocuğunuzu başbaşa bırakmak istemiyorsanız, 0-6 yaş döneminde bazı noktalara dikkat etmelisiniz.

Çocuğunuzu tutarlı, kurallı ancak baskıcı olmayan bir tutum sergilemeniz; demokratik bir ortam sağlayarak onun fikirlerine de mutlaka önem vermeniz gereken bu dönemde özgüvensiz ve zayıf karakterli yetişebilecek bir çocuğun ileride madde bağımlılığı dahil birçok sorunla karşılaşabileceğini unutmamalısınız.

0-6 yaş çocuk gelişim psikolojisi, genel olarak 4 aşamaya ayrılabilir. 0-18 ay, 2-3 yaş, 4-5 yaş ve 6 yaş olarak ayırabileceğimiz bu dönemde çocuğa kurallı yaşamanın yanı sıra demokratik tavır, dürüstlük, cesaret, azim, sadakat, hoşgörü, adalet, sır saklama ve güvenilirlik gibi konuların önemi de günlük yaşam içerisinde öğretilmelidir. Bunu yaparken çocuğuna karşı çok koruyucu, aşırı otoriter veya her şeye izin veren bir tavırda olunmamasına, kurulan ilişkinin sağlıklı olması için dikkat edilmelidir.

Çocuğunuzun psikolojik durumunu ve karakter gelişimini yönlendirirken başvurmanız gereken disiplin yöntemi öncelikle ikna, sonrasında ise geçici mahrumiyet  olabilir. Çocuğunuzla yaşadığınız problemlerde onunla iletişimi bağırma ve sert tutumlarla değil, mantıklı bir şekilde açıklama yaparak kurmalısınız. Unutmayın ki sürekli bağıran bir ebeveyn çocuğa sadece korku verecek, yaptıklarının neden yanlış olduğunu ona öğretmeyecektir.

Çocuğunuzun size olan güveninin sürekliliği ve iletişiminizin güçlenmesi için onu karşılıksız sevdiğinizi bilmesini sağlamalısınız. Çocuğunuzun elde ettiği başarıları ödüllendirmeli, her ne olursa olsun bedensel cezalardan kaçınmalısınız.

Merhaba Anne!

Bebeğinizin 0-18 ay arası dönemi, siz ve bebeğiniz arasındaki güven ilişkisinin kurulmaya başladığı dönemdir. Bebeğinizin size güven duyması için bu dönemdeki en önemli kriteri, ihtiyaçlarının zamanında karşılanması. Özellikle ilk 2 ay karnı acıkan, gazı olan veya altının değiştirilmesi gereken bebeğinizi hemen anlayıp ihtiyaçlarına hemen cevap vermeniz, size olan güven duygusunu pekiştirir. 3. ve 4. aydan sonra, bebeğinizin ihtiyaçlarını kısa bir süre bekletebilir ve kendi ihtiyaçlarının farkında olarak başa çıkmaya çalışmasına yardımcı olabilirsiniz.

0-18 ay arası en önemli eğitimlerden biri uyku düzeninin oturtulmasıdır. Bebeğinize bunu daha kolay aşılamak için uykunun gece, yani karanlıkta gerç

ekleştiğini, uyanıp aydınlık olunca da alt değiştirilmesi gerektiğini öğretmelisiniz. Bunun için en kolay yöntemlerden biri çocuğunuzu gündüz uyuttuğunuzda bile loş ve sessiz bir ortam sağlayarak uyuduğu ortamın geceye benzemesini sağlamak olacaktır.

Kendi İşimi Kendim Yaparım!

Çocuğunuzun 2-3 yaş psikolojik gelişim dönemini başrolünde “ben” vardır. Çocuğunuz artık kendi başına yürümeye ve konuşmaya başlamıştır ve kendini bağımsız hissetmek ister. Bu dönemde yapılan en büyük hatalardan biri, her şeyi kendi doğrultusunda yapmak isteyen çocukla inatlaşmak veya tam tersi her istediğine evet demektir. Her konuda “Hayır!” diyerek inatlaştığınız çocuğunuz bir süre sonra isteklerinin tutarsız olduğunu düşünmeye başlayarak özgüven eksikliği yaşayabilir. Tersi durumda her şeye “Evet” derseniz, bu kez de okul çağına geldiğinde, her şeyin mümkün kılındığı ev ortamına alıştığı için okuldaki kurallara uyum sağlamakta zorlanacaktır.

Örneğin çocuğunuz mevsime hiç uygun olmayan bir kıyafet seçebilir, uyku saatinde dışarı çıkmak isteyebilir, oyuncakları balkondan atmanın çok parlak bir fikir olduğunu düşünebilir. Dünyayı yeni keşfeden ve onun hakimi olduğunu düşünen çocuğunuza sert bir “Hayır” demek yerine, onun dikkatini başka yönlere çekmeyi deneyin. Unutmayın, onunla vereceğiniz bir inat savaşında, kazanan yoktur. Bu dönemde paylaşma güdüleri henüz gelişmemiş olan çocuğunuz yuvaya verilirse, diğer çocuklarla paylaşmak zorunda kalacağı her şey onu zorlayacaktır.

Dış Dünyaya Hazırım!

Çocuğunuzun 4-5 yaş dönemi, artık toplu yaşama kurallarına adapte olabileceği yaşlardır. Kendi fikirlerinin yanı sıra karşısındakinin davranışlarını da yaşına uygun şekilde analiz eden çocuk, diğer insanların fikirlerini de önemsemeye başlar.

Hayali arkadaş ve yalan söylemenin en çok görüldüğü bu yaşlarda, çocuk yalan söyleyerek karşısındakinin bunu anlayıp anlamadığını kontrol eder. Çocuk, yaptığı hataların sorumluluğunu hayali arkadaşlarına yükleme eğilimine girebilir. Bu dönemde çocuğunuzun yaptığı hatalara aşırı tepki göstermeniz, onun yalan söyleme ve sorumluluğu başkalarının üzerine yükleme alışkanlığını körükleyebilir. Çocuğunuzla, yaptığı hatalar konusunda sakin ve mantıklı konuşmalar yapmanız, onu doğruyu söylemeye teşvik edecektir.

Okul çağına hazırlık olan bu dönemde yuvaya bırakılan çocuğun tepki göstermesi de oldukça sık görülen bir durumdur. Okula bırakılan çocuk, annesinin onu terk edeceği psikolojisi ile okulu reddedebilir. Bunun için annenin sabah onu okula bırakıp akşam alması, annesinin onu terk etmediği konusunda ikna edici olacaktır.

6 yaş ve sonrasında çocuğunuz okul çağındadır. Okula başlayan çocuğunuz kalem, makas gibi aletleri tek başına kullanabilmeli, ayakkabısını kendisi bağlayabilmelidir. Sahiplik duygusu geliştiren çocuğunuz eşyalarına sahip çıkabilmelidir.

Bu süreçte yapmanız gereken, dış dünyaya alışan çocuğunuza aşırı koruyucu bir tutum sergilememeniz olacaktır. Ayakkabılarını bağlamanız, ödevlerini onun yerine yapmanız, yemeğini ellerinizle yedirmeniz, onun gelişimini yavaşlatır. Yapabileceklerini yapmasına izin vermediğini çocuğunuz, kendi başına yetebilme konusunda cesaretini yitirecektir. Bu yüzden gerektiği anlarda desteğinizi esirgemeyin, ancak bırakın kendi başına yapabilecekleri ile karşı karşıya kalmayı öğrenerek kendini geliştirsin.

Eğitim ve gelişim sürecinde öğrenmesi gerekenleri kavraması için zeka ve yeterlilik yönünden her çocuğun birbirinden farklı olduğunu unutmayın. Çocuğunuzdan beklentiniz, onun kapasitesine uygun olmalıdır; bu yüzden de çocuğunuzu iyi tanımaya çalışın. Siz de karakter gelişiminin psikolojik etmenlerini göz önünde bulundurarak çocuğunuzun güçlü bir birey olarak yetişmesini sağlayabilirsiniz.

Telefon Bağımlısı Anne ve Babalar

Akıllı telefonları üretim ve fayda amaçlı kullanmanın inanılmaz avantajlarının yaşandığı çağımızda, dezavantajlarının da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Günümüzde maalesef ki anne -babaların çocuklarına ayıracağı zamanları telefon, tablet gibi dijital araçların çaldığına şahit olmaktayız.

Akşamları işten gelen anne-baba evdeki tüm vaktini bilgisayar karşısında geçiriyorsa, çocuklarıyla oynamak ve onları sevmek yerine ellerini tuşlardan, gözlerini ekrandan ayıramıyorsa, bunun zararlarını birçok açıdan hissetmek kaçınılmaz olur.

Yapılan bir araştırmaya göre çocukların %69’ u ebeveynlerinin telefon bağımlısı olduğunu belirtmişler. Amerika’da yapılan başka bir araştırmada ise,  telefonlarından vazgeçemeyen ebeveynlerin, çocuklarına karşı sabırsız ve saldırgan oldukları, telefonunu bırakmak zorunda kaldıklarında da sık sık onları azarladıklarının tespit edildiği belirtiliyor. Gelinen son duruma bakıldığında ise, ebeveyn ve çocuk ilişkisinde tehlike çanları çoktan çalmaya başlamış görünüyor.

Çocuklarıyla birlikte yemek yemeğe çıkan ebeveynlerin sadece üçte birinin telefonlarını bırakıp onlarla yemek yediği gözlenen araştırmada,  anne babanın ilgisini çekmek için olmadık yaramazlıklar yapan çocuklara ebeveynlerinin çok sert tepkilerine maruz kaldıkları görülmüş.

Bu sorunun her geçen gün daha çok aileyi kapsadığına dikkat çeken uzmanlar, çözümünün de mümkün olduğunu belirtiyorlar.

Sorunun Çözümü:

Teknolojide meydana gelen her gelişmeyi takip eden, hakkında söyleyecek bir söz olan kişilerin bu akıllı telefonlara kayıtsız kalması da bir o kadar zor, fakat sanal âlemden çıkıp gerçek hayatın varlığını kabul edip çocukların size ihtiyacı olduğu bilincini zihninize yerleştirerek üstesinden gelebilirsiniz.

Çocuklarınızla vakit geçirirken veya yemekte birlikteyken cep telefonunuz kapatmak veya uzak bir yere koymak, onların sizinle konuşmaya çalıştığında, telefonla meşgul olmak yerine gözlerinin içine bakarak dinlemek veya konuşmak onun kendisini değerli hissetmesini sağlayacaktır.

Teknolojiyi doğru zamanlarda kullanmak, zararlarını değil faydalarını hayatınızda yaşamak çocuklarınız içinde sizin içinde mutlu bir birlikteliğin adresi olabilir.

 

Anne mi Çocuğa Bağımlı Yoksa Çocuk mu Anneye?

Anne ve çocuk arasındaki bağ kuşkusuz en güçlü bağların başında gelir. Konu başlığımızdaki sorunun yanıtını birçok anne “elbette ki çocuğumun bana ihtiyacı var, bensiz yapamaz” diyerek kendisinin de ona en az onun kadar  bağımlı olduğunu farkına edemez.

Uzmanlar annenin çocuğuna olan aşırı düşkünlüğün tehlikeli boyutlarına özellikle dikkat çekiyor ve annelerin birçoğu için yaşamlarının en önemli amacı haline gelen ve abartılan çocuk-anne ilişkisinin bundan önce nasıl bir kadın olduklarını unutabildiklerine kadar vardığına işaret ediyorlar.

Bu nedenledir ki en iyi becerebildikleri şeyin ‘’ annelik’’ olduğunu düşünüp, ömür boyu bu korumacı ve farkında olmadan da olsa baskıcı tutumlarını yaşam şekli olarak sürdürebilmektedirler.

Anneleri tarafından aşırı bağımlılığa maruz kalan çocukların, okula gitmek istemedikleri, evden ve anneden ayrı kalma düşüncesiyle sorun yaşadıkları uzmanların ortak görüşü olarak karşımıza çıkıyor.

Annelerin çocukları büyüdükçe rollerinin değiştiğini kabul etmeleri, çocuğun gelişimi açısından son derece önem arz etmektedir.

Büyüme döneminde üstlenilen annelik rolünde çocuğunuzun ihtiyaçlarına göre, bebeklikte onunla nefes nefese, çocukluk yıllarında bir adım uzaklıkta, gençlik yıllarında onunla göz göze, daha sonraki zamanlarda ise o istediğinde yanında olmalısınız.

Çocuklarda Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır?

Diğer duygular gibi öfke de insana özgü bir duygudur. Yıkıcı etkileri bulunan bu duyguyla baş etmek, kontrol altına almak gerekir. Öfkeyi yaşayan ve çevresindeki kişiler için çoğu zaman hoş olmayan sonuçlar doğurur.

Bazı çocukların diğerlerine göre daha çabuk öfkelendiği olgusundan yola çıkılarak bununla baş etme yolunun ebeveynlere düştüğü bir gerçektir. Çocukların enerjilerini yeteri kadar boşaltamamaları saldırgan davranmalarına sebep olmaktadır. Bu nedenle de çoğu zaman anne babalarının sabırlarını zorlarlar. Bir konuda ısrarcı olması, sürekli ağlaması, sizin işlerinizin aksaması onun ve sizin açınızdan gergin bir ortam demektir.  Böyle zamanlarda sizin sergileyeceğiniz davranış şekli çok önemlidir. İş yerindeki sıkıntılar, olası sağlık problemleri öfkenizi kontrol edemeyişinize neden olur. Akılcı düşünüp sakinleşmek onun ve sizin için doğru sonuçlar doğuracaktır.

Öfkeyi kontrol edebilmek için yapılması gereken ilk iş, duyguları sözlü olarak aktarabilmektir. Kullanılan hitap şekli, sözcükler ve konuşma, karşı taraf üzerinde farklı etkiler bırakır. Bazen söyleme tarzı, söyleneceklerin önüne geçebilmektedir.

Aile ortamı huzurlu olmalıdır. Çocuğun saldırgan tavırları varsa ona aynı dille cevap vermek, saldırgan davranmak kesinlikle yanlış olan bir tutumdur. Saldırgan tepkileri olan çocuk ile pozitif bir şekilde konuşmalı, asla dayak atılmamalıdır.

Öfkesine yenik düşen bir çocuğunuz varsa buna neden olan duygu ve düşünceleri hakkında onunla konuşun. Bunun kendisine ve çevresine ne kadar zarar verebileceğini anlatın.

Öfke kontrolü çocuğun öğrenebileceği bir davranıştır. Çocuk, yasaklamalarda ya da kendisine sıkıntı veren bir durumla karşılaştığında, ağlar, ortalığı dağıtır ve öfkesini bu şekilde gösterir. Burada ebeveynler çocuğa öfkesini kontrol etmeyi öğretmeli ve duygularını normal şekilde ifade etmesine yardımcı olmalıdır.

Anne Baba Olarak Çocuğunuzu Tanıyor Musunuz?

  • Öfkelendiğinde kendini yere atıyor ve istediği şeyin hemen olmasını istiyorsa,
  • Sırasını beklemekte zorlanıyorsa,
  • Dikkatsiz davranıyorsa,
  • Sakinleşmiyorsa,
  • Sağa sola tekmeler savuruyorsa, anne baba olarak sizin desteğinize ihtiyacı var demektir.

Öfkesini Artıracak Etkenler:

  • Şiddet içerikli oyunları ya da filmleri izlemek.
  • Çocuk sağa sola vurup tekmelediğinde isteklerini yapmak.
  • Sizin tarafınızdan sürekli engellenmek.
  • Aile içi şiddet görüntülerine tanık olmak.
  • Saldırgan davranışlarını ödüllendirmek ve pekiştirmek.
  • Saldırganlığa yöneltebilecek silah vs. oyuncak almak ve özendirmek.

 Öfkesini Yenmesinde Anne Babaya Düşen Görevler:

  • Aile içinde huzursuzluk varsa çözüme buradan başlayın ve sorunu ortadan kaldırmaya çalışın.
  • Çocuğa deşarj olabileceği ortam hazırlayın.
  • Çocuğa öfkesinin nedenini anlamaya çalışın, neden olan sorununu onunla konuşun ve rahatlatın.
  • Çocuğunuza, böyle durumlarda nasıl davranmamız gerekir diye sorun ve çözümü kendisinin bulması için yardımcı olun.
  • Kendi çocukluk deneyimleriniz hakkında konuşun ve ona güven verin.
  • Çocuğun sosyal uyumunu arttırmak için destekleyin.

Çocuğunuza Disiplin Öğretmenin Yolları

Her anne baba çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Disiplin ise ailelerin zorlandığı, bazen de anne baba arasında fikir ayrılığına düştüğü önemli bir konudur.

Çocuğa disiplin öğretmek, genellikle ödül ve ceza yöntemi ile denenir. Ebeveynler, çocukları onların istediği doğrultuda davranmadığı zaman nasıl davranmaları gerektiği konusunda genellikle kararsız kalırlar. Kimi zaman fazla tepki göstererek ağır cezalar verirler, kimi zamanda yapılan hata görmezden gelip üstünü örtebilirler. Şiddettin asla ama asla disiplini öğretmede bir yöntem olmadığının bilinciyle konuya yaklaşılması gerektiğinin iste altını özellikle çizmek gerekir.

Peki Disiplin Nasıl Sağlanır?

Çocuklar kuralların neden gerektiğinin açıklamasını öğrenmek isterler. Anne baba kuralları çocuklarına öğretirken öncelikle kendi aralarında bunu nasıl uygulayacakları konusunda mutabakata varmaları, hemfikir olmaları gerekir. Çocuk, anne ve babanın bir olay karşısında farklı tepkiler görmesi sonucunda algı karmaşası yaşar. Çocuğun bu kafa karışıklığını yaşamaması için anne babanın aynı davranış şeklini sergilemeleri yeterli olacaktır.  Aksi halde çocuk bunu koz olarak kullanacak istediğini kolayca yaptıracaktır hatta sürekli sınırlarını genişletmeye çalışacaktır. Bu da disiplinin uygulanmasına olanak tanımayan bir durumdur.

Anne babanın rol model olması gerektiği aile ortamında, çocuk ile arasında sağlıklı ve yeterli bir iletişim olmaması halinde çocuğun anne-babayı dinlemesi ve işbirliği içinde olması mümkün değildir.

Anne-babanın tutarlılığı, kararlılığı, kendi disiplinlerinin çocuk tarafından model alınacağının unutulmaması gerekir.

Çocuğunuza sorumluluk vermek de disiplinin yaşandığı bir aile ortamı oluşturmakta önemli bir etkendir. Günün planlamasını yaparken onu da dâhil etmeniz kendisini önemli hissettireceğinden kurallara uymasını kolaylaştıracaktır.  Sorumluluk almak onun kendi sınırlarını belirleyebilmesine olanak sağlar.

Ona kuralları açıklarken yüksek bir ses tonu ve kızgın ifade ile değil, daha nötr (tarafsız, yansız) bir ifadeyle anlatılırsa sonuç daha olumlu olacaktır

Çocuklara kuralları olumlu cümlelerle anlatmak, kabul edilebilir davranışların sayısının artmasını sağlayacaktır. Örneğin ‘’dişlerini fırçala’’ emir kipinin yerine ‘’dişlerini fırçalarsan çürümesini önlersin’ ’gibi.

Anne baba arasındaki tutarlılık, ona güveninizi hissettirmeniz, onun planlama yapmasına izin vermeniz, beden dilinizi olumlu ifadelerle kullanmanız disiplini doğal ve keyifli yollardan oluşturmanızı sağlayacaktır.

Bebekler Neden Ağlar

Bebekler Neden Ağlar / Bebeklerin En Yaygın Ağlama Sebepleri ve Çözümleri

Bebekler ağlar. Çünkü ağlamak, bebekler için açlık, acı, korku ve uyku gibi tüm hislerini ve ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

Ağlayan bir bebeği susturabilmek için, önce neden ağladığını bilmek gerekir. Peki, bebeğinizin neden ağladığını anlamanın yolu nedir? Özellikle bebeğinizin doğduğu ilk aylarda,  davranışlarını tanımak ve neye ihtiyacı olduğunu anlamak normalden biraz daha uzun zaman alabilir.

Güzel haber: bebekler genellikle belli başlı sebeplerden dolayı ağlar. Bu sebepleri keşfettiğinizde ve bebeğinizin o andaki tepkilerini öğrendiğinizde, onu susturmanız da her zamankinden kolay olacaktır.

Bebekler neden ağlar?

Acıktıysa

Bebeklerin ağlamasının en yaygın sebeplerinden biri aç olmalarıdır. Bu noktada, bebeğinizin acıktığında ağlamanın yanında verdiği diğer sinyalleri fark etmek, bebeğinizi, ağlamaya henüz başlamadan emzirmenize yardımcı olacaktır.

Yenidoğan bebeklerde en çok görülen açlık belirtileri dudaklarını şapırdatmak, aranma refleksi ve ellerini ağızlarına sokmaktır.

Bezi kirlendiyse

Kirli bir bez, bebekler için rahatsız edici bir durum olduğundan ağlama sebeplerinin de başında geliyor. Bazı bebekler bezleri kirlendiği anda size işaret verebilirken, bazı bebekler kirli bir bezi bir süre tolare edebilirler.

Bebeğiniz huzursuzlanmaya başladıysa, bezini pratik bir şekilde kontrol edebilir ve sorununun bu olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

Uykusu geldiyse

Her ne kadar bebekler istedikleri her an uyuma şansına sahip gibi görünseler de, uykuya dalma sürecinin onlar için de zorlu olduğu anlar oluyor.

Bebekler özellikle çok yorgun olduğu zamanlarda hemen uykuya dalamayabilir, bu da ağlamalarına neden olabilir.

Sarılmak istiyorsa

Bebekler sarılmaya büyük ihtiyaç duyarlar. Anne-babalarının yüzlerini görmek, seslerini duymak, kalp atışlarını dinlemek ve kokularını duymak onlara iyi hissettirir.

Bebeklerin ağlamasının önde gelen sebeplerinden biri de size yakın olmaya ihtiyaç duyması olabilir.

Mide sorunları varsa (Gaz, Kolik vb.)

Bebeklerde sıkça görülen gaz ya da kolik gibi mide sorunları, uzun süreli, aralıksız ağlamalarının sebebi olabilir. Bebeğiniz genellikle karnı doyduktan sonra ağlıyorsa, nedeninin midesiyle ilgili sorunlar olması ihtimali yüksektir. Bu sorunu çözmek için anne-babaların farklı yöntemleri olsa da, herhangi birini uygulamaya başlamadan önce doktorunuza danışmanız yerinde olacaktır.

Eğer ağlayan bebeğinizin sorunun gaz olduğunu düşünüyorsanız; sırt üstü yatırıp ayaklarını tutarak bisiklet çevirme hareketi yaptırmak, gazından kurtulması için pratik bir yöntem olacaktır.

Gaz çıkarma ihtiyacı duyuyorsa

Bebeğinizin ağlamasının nedeni kimi zaman da karnı doyduktan sonra hissettiği gaz çıkarma ihtiyacı olabilir. Bebekler özellikle biberondan süt içerken, yuttukları hava onları rahatsız edebilir. Gaz çıkarma ihtiyacı yaratan hava yutma problemi, kimi bebeklerde sık sık görülürken bazılarını ise hiç rahatsız etmez.

Üşüyor ya da terliyor olması

Bebeğiniz, kıyafetleri değiştirilirken ya da bez değiştirme esnasında bezinin soğuk olması gibi durumlarda sandığınızdan daha çok üşüyebilir. Bu gibi durumlarda tepkisi tahmin ettiğiniz gibi ağlamak olacaktır.

Yenidoğan bebekler, sıcaklığı hissetmeyi severler. Ortam sıcaklığı söz konusu olduğunda, soğuk, bebekleri sıcağın rahatsız ettiğinden daha çok rahatsız eder.

Bebeğinizi giydirirken terlemesine ya da üşümesine engel olabilmek için genel kural, sizin kendinizi o havada rahat hissettiğiniz kıyafetlerden bir kat fazlasını giydirmektir.

Rahatsızlık hissi

Sizin için küçük görünen bazı şeyler, cildi henüz çok hassas olan bebeğiniz için rahatsız edici olabilir. Örneğin bebeğinizin parmağına sarılmış ya da bezinin içinde kalan bir saç teli büyük bir rahatsızlığın kaynağı olabilir. Tıpta “turnike sendromu” olarak bilinen bu durum, saç ya da iplik benzeri bir telin bebeğin el ve ayak parmakları gibi herhangi bir organına dolanması sonucu rahatsızlık duymasıdır. Eğer bu tel çok sıkı sarılmışsa, bebeğinize acı verebilir ve dolaşımı engelleyebilir.

Diğer yandan bazı bebekler kaşıntıya, farklı kumaşlara ya da etiketlere karşı da hassas olabilir. Özellikle emzik, biberon gibi konularda da çok seçici olabilirler. Bu gibi durumlarda, bebeğinizin kendini en iyi hissettiği materyalleri bularak, giyim ve oyuncak gibi tercihlerinizde ön sıraya alabilirsiniz.

Diş çıkarıyorsa

Bebeğinizin çıkaracağı her yeni diş, diş etlerini zorlayarak çıktığından, bu süreç oldukça acı vericidir. Tüm bebekler diş çıkarma sürecinde sıkıntı duyarken, bazı bebeklerde bu durum ateş gibi daha ciddi sonuçlar doğurabilir.

Eğer bebeğiniz sebebini anlayamadığınız bir şekilde acı çekiyor gibi görünüyorsa, ellerinizle diş etlerini kontrol ederek diş çıkarıp çıkarmadığını hissetmeye çalışabilirsiniz.

Eklemeden geçmeyelim, bebeklerde ilk diş genellikle 4. Ve 7. aylar arasında çıkmaya başlar.

Çevresinde çok fazla uyaran varsa

Bebekler dünyayı kendilerine özel bir şekilde algılar ve keşfeder. Ne var ki bazen algıladıkları tüm bu uyaranları işlemekte zorlanırlar; ışık, ses, elden ele dolaşmak gibi. Bu durumda ağlamak, bebeğinizin “yeter” deme şekli olabilir.

Böyle zamanlarda bebeğinizi sessiz ve sakin bir yere alarak rahatlamasını sağlayabilir; kundaklayarak kendisini güvende hissetmesine yardımcı olabilirsiniz.

Çevresinde çok az uyaran varsa

Bazı bebekler doğdukları andan itibaren dünyayı keşfetmek konusunda oldukça meraklı olabilir. Dışadönük bebeklerde bazen ağlamayı durdurmanın yolu, aktif olmaktan geçer.

Bebeğinizle birlikte sürekli hareket halinde olmak sizi zorluyorsa, sling, ana kucağı, kanguru, portbebe gibi taşıma araçlarından yardım alabilir; bebeğinizle birlikte çocuk dostu mekanlara gidebilir, hem keşfedip hem de keyif alacağı çocuk müzesi, hayvanat bahçesi gibi mekanların keyfini beraber çıkarabilirsiniz.

İyi hissetmiyorsa

Eğer bebeğiniz, temel ihtiyaçları karşılanmış ve rahat bir pozisyonda olmasında rağmen hala ağlıyorsa, ciddi bir problemi olabilir.

Hasta bir bebeğin ağlaması, normal açlık ya da yorgunluk gibi durumlarda ağlamasından biraz daha farklıdır. Bu gibi durumlarda hastalık ihtimalini göz önünde bulundurarak ateşini ölçmenizde, hastalığın diğer göstergelerine karşı uyanık olmanızda ya da doktorunuza danışmanızda fayda var.

Hayvan Sevgisi ve Kişilik Gelişimi

Yaşantımızın en değerli varlıkları olan çocuklarımızı en düzgün biçimde hayata hazırlamak, doğduğu andan itibaren en doğru yaklaşımla eğitim vermek, hepimizin en büyük arzularının başında gelir. Çünkü biliriz ki doğru yetiştirilmiş bir birey doğru toplumun temeli ve göstergesidir.

Bebeğimizin dünya ile tanıştığı ilk aylardan itibaren huzurlu ve sevgi dolu bir ortamda bulunması, onun gelişiminde temel rol oynar. Anne baba sevgisinin yansıra hayvan sevgisi de bebeklerin topluma uyum sağlayan sosyal bireyler olarak yetişmesi için son derece gereklidir.

Modern kent yaşantısı içinde kısıtlanan insani ilişkiler, onun doğadan daha doğrusu doğada var olan tüm canlılardan uzaklaşmasına sebep olmakta. Bu olumsuzluklarla baş edebilmenin en kolay yolunun hayvan beslemek, onunla zaman geçirmek oldduğunu belirten uzmanlar, kapalı dünya algısının da böylelikle azaltılabileceğini vurguluyorlar. Doğaya daha duyarlı bireylerin yetişmesinde hayvan sevgisinin azımsanamayacak rolü olduğu da bir gerçek. Hayvan sevgisiyle büyüyen bebeklerin gelişimi sırasında tohumları atılan insani değerlerin yeşermesi, büyüdükçe kaçınılmaz olacaktır.

Hayvanlarıyla konuşan çocukların dil gelişimlerinin arttığı, tek çocuk iseler paylaşmayı öğrendiklerini, sabırlı olmayı, isteklerine ulaşabilmek için mücadele etmeleri gerektiğini, zihinsel ve psikolojik olarak rahatladıklarını, ihtiyaçlarını karşıladığı hayvanın sayesinde sorumluluk duygusunun geliştiğini, sevgi, saygı ve bağlılık duygularının kişiliklerine yerleştiğini, fiziksel aktivitelerinin artarak zararlı alışkanlıklardan uzak durduğunu gözlemlemek, hayvan besleyerek bebeklerimizi büyütmek konusunda oldukça ikna edici bilimsel gerçekler olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca hayvanlarla büyüyen bebeklerin doğum, üreme, ölüm gibi yaşamsal kavramları deneyimlediklerini, yeni arkadaşlıklarında sırdaş olabilmeyi, hayvanı tarafından yargılanmadığı, suçlanmadığı ve eleştirilmediği için kendilerini daha rahat ifade ettiklerini, korkularını yenmeyi, empati yapabilmeyi öğrenerek büyüdüğünü, bilim insanlarının açıklamalarından görmek mümkün.

Kendisinden başka canlıların da değerli olduğu bilinci ile maddi ve duygusal anlamda daha verici olmayı, sürekli talepte bulunmamayı, mutlak alıcının kendisi olmadığını öğrenerek büyüyen bebeklerin sağlıklı toplumlar oluşturacağından eminiz.

Biz Organickid olarak hayvansever bir kuruluş olmanın mutluluğunu yaşarken, organik ve sevgi dolu bir yaşamın sevgili yavrularımızın en doğal hakkı olduğunu düşünüyor, doğanın uzun yıllar nesillerimize de ev sahibi olması gerektiği bilinciyle çalışıyoruz.