EYVAH EYVAH! 2 YAŞ SENDROMU KAPIYA DAYANDI!

Kucakta, beşikte geçen dönemler, yavaş yavaş geride kaldı. Bebeğiniz büyümeye başladığı andan itibaren, kendi ayaklarının üzerinde durmak ve hayatındaki özerkliğini ilan etmek için sonu gelmez bir çaba halindedir.

Bu çaba, bebeğinizin artık çocukluk dönemine girerek kendi kendini idare edebilecek duruma gelmesi ve hayata hazırlanması açısından, aslında çok olumlu ve faydalı. Ancak bebeğinizin bu süreçte, adeta aynada kendini aslan olarak gören bir kedi olduğunu düşünmeniz gerekir. Bu yüzden onu korumak için sizin de yoğun bir enerji sarf etmeniz ve çocuğunuzun bu kontrolsüz gücünü olası tehlikelere karşı kontrol altına almanız şart.

2 yaş sendromu nedir, nasıl geçer?

2 yaş sendromu, bebeğinizin 1,5 yaşından itibaren kendini gösterir ve ailenin tutumu, bebeğin yapısı gibi değişkenlere bağlı olarak ortalama 2-3 yıl veya daha uzun sürebilir. Bu süreç; bebeğin kendi ayakları üzerinde durduğu, kendi işlerini kendisinin halledebileceğine inandığı ve fazlası ile itiraza meyilli olduğu, şiddet eğilimi gösterdiği bir dönemdir. Bu süreci olumlu etkilerle ve hem bebeğinize faydalı olacak hem de bebeğinizle iletişiminizi kötü etkilemeyecek şekilde geçirebilmeniz için, dengeli bir tutum sergilemeniz önemli.

Birden ortaya çıkan aşırı merak

O artık dünyayı keşfe çıkmaya hazırlanan bir kaşif! Ve elbette ki keşfine, kendisine en yakın yerden, evden başlayacak. Dolaplar, çekmeceler, arka balkonunuz onun için hazinelerle dolu ve hepsi keşfedilmeyi bekliyor. Bu süreçte, onu sürekli merak ettiği şeylerden uzaklaştırmak, onun hırçınlaşmasına sebep olur. Çocuğunuzu uzaklaştırmak yerine, ulaşabileceği yerlere tehlike oluşturabilecek eşyaları koymayın. Eğer gerçekten gitmemesi gereken bir yere yönelirse, ona sert bir “hayır” demek yerine, onu cezbedecek yeni bir şey öne sürün ve dikkatinin buraya yönelmesini sağlayın.

Sadece uyarı değil, sebep sunun

Onu sadece “Dokunma”, “Gitme”, “Cıss” diye uyarmanız, aslında işleri daha da zorlaştırır. 2 yaş sendromunda bebekler, ona karşı yaptığınız her itirazı bir inatlaşma sebebine dönüştürebilir. Bu yüzden yapmasını istemediğiniz şeylerin sonuçlarını görmesini sağlayın. Bebeğinizin sıcak çaya dokunmasını istemiyorsanız, kontrollü bir şekilde bardağın sıcaklığını hissetmesini sağlayın. “Buna dokunmamalısın!” yerine, “Buna dokunmamalısın, çünkü…” şeklinde kurduğunuz cümleler her zaman daha yapıcıdır.

Aidiyet duygusunu lehinize çevirin

“Ben” ve “Benim!” duygularının şaha kalktığı bu dönemde, bebeğinizin her şeyi kurcalama huyunu kontrol etmek için bu aidiyet duygusunu kullanabilirsiniz. Ona kendine ait alanlar yaratın. Kendi dolabı, kendi tabağı, kendi çekmeceleri olsun. Böylece kendisine ait hissettiği şeylerin değerini bilirken, size ait alan ve objelere saygı duymasını sağlamayı da kolaylaştırabilirsiniz.

Şiddete eğilimini kontrol edin

Çocuklar 2 yaş sendromunda önce kendisine, sonra size, daha sonra da yaşıtı olan oyun arkadaşlarına şiddet göstermeye meyillidir. Ancak ona hemen kızmayın! Şiddet duygusunu yeni keşfeden çocuğunuz, bunu nasıl kullanacağını bilemez ve bu konudaki kılavuzu sizsiniz. Bebeğiniz size veya başka bir kişiye yönelik şiddet uyguladığında gülmek, canınızın yandığını belirtmek veya kızıp bağırmak yerine ona ilgi göstermeyi kesin. Böylece sosyal rollerinde şiddet kullanmanın hem yanlış olduğunu hem de onu yalnızlaştıracağını anlayacak ve bu yüzden bundan kaçınacaktır.

Evde Yeni Bir Düzen Kuruluyor: Bebeğim Yürümeye Başladı

Bebeklerin hızla ilerleyen büyüme evreleri, gerçekleşen her gelişme ile daha da heyecan verici bir hal alır. Onların ilk anlamlı bakışları, gülüşleri, eşyaları yeni yeni kavramaya başlamaları ve tutabilme yetenekleri geliştikçe, size de bebeğinizin bu keyifli anlarına katılmak ve elbette desteğinizle katkı sağlamak kalıyor.

Peki bebekler ne zaman yürümeye başlar? Bebeğiniz bir yaşını geçtikten sonra, onun için kendi ayakları üstünde durabilme zamanının yavaş yavaş geldiğini anlayabilirsiniz. Yerde sürünme, yuvarlanma ve emekleme aşamalarını başarıyla tamamlayan bebekler, denge meselesinin bir miktar daha üstesinden geldiğinde ayaklanmaya başlarlar. Bebeğinizin ilk adımlarını attığı şu günlerde evde artık yeni bir devir başlıyor demektir; yürümeye başlayan bebeğin devri!

Bebeğinizin yürümeye başlaması ile birlikte, hem onun hem sizin hem de evinizin düzeninde birtakım değişiklikler olması kaçınılmaz. Bu değişimler karşısında parola; panik yok! Siz de bu sürece uyum sağlayarak ve panikten uzaklaşarak rahatlıkla atlatabilirsiniz.

Yürümeye başlayan bebeğin düzeni değişir

O artık bıraktığınız yerde kalan, dünyayı uzaktan seyreden bir bebek değil ve bunun fazlasıyla farkında. Dünyayı sadece izleyen bir bebekten, keşfetmeye başlayan küçük bir çocuğa dönüşen miniğinizin uyku ve yemek düzenleri de bu keşfetme tutkusundan dolayı bu süreçte değişimlere uğrayacaktır.Evde yürümek, koşmaya çalışmak, odadan odaya gitmek bebeğinize şimdilerde uyumaktan çok daha cazip geliyor. Bu yüzden özellikle gündüz uykularını reddetmeye başlayabilir.

Aynı şekilde yemek düzeni de bu süreçte sizi biraz zorlayabilir. Önceden saati saatine yemek yiyen bebeğiniz, bu dönemde yemeği reddederek keşfe çıkmayı tercih edebilir. Bu değişimler karşısında panik duyan veya kızan bir profil çizmek yerine onu anlayışla karşılayın.Unutmayın ki yürüme konusundaki hevesini aldığı zaman bebeğiniz kendi düzenine geri dönme eğilimine girecektir. Yemek yemeyen bebeğinize bu dönemde enerji değeri yüksek meyveler verebilirsiniz.

Bebeğiniz yürümeye başlayınca güvenlik önlemi almalısınız

Bazı çocuklar dikkatli, temkinli ve çekingen adımlar atarken; bazıları tüm enerjilerini aynı anda harcamak istercesine koşturmaya ve cesur adımlar atmaya eğilimlidir. Ancak nasıl yürürse yürüsün, bu dönemde her bebek bir şekilde kendine zarar vermeye eğilimlidir. Yürüme heyecanını doruklarda yaşarken etraftaki eşyalara dikkat edebilmesini bekleyemeyeceğimize göre, yapılması gereken bellidir; ev düzenini yürümeye başlayan bebeğe göre ayarlamak.

Öncelikle evdeki tehlike oluşturabilecek eşyaları belirlemelisiniz.Altına girip sıkışabileceği bir masa, çıkıntı oluşturarak çarpmaya zemin hazırlayan raflar, ranza vb. eşyaların merdivenleri potansiyel tehlikedir ve bunları yumuşatacak, önünü kapatacak veya ortadan kaldıracak önlemleri evinizin durumuna göre almalısınız.

Elektrikli eşyalar ve prizlere dikkat etmelisiniz. Bebeğiniz yürüyerek ulaştığı her durakta kendisini bekleyen yeni nesnelere ilgiyle yaklaşır. Prizleri mutlaka kapatmalısınız.Aynı zamanda boğaza kaçabilecek, bebeğinizin yutabileceği küçük eşyaları da daha yükseklerde saklamanın vakti artık geldi. Eğer kapı kolları bebeğinizin ulaşabileceği kadar alçak bir seviyede duruyorsa, bebeklerin korunması için satılan emniyet kitlerinden yararlanabilirsiniz.

Bebeğinizin bu keşif yolculuğunu daha keyifli bir hale getirerek, hem onun hem de sizin mutluluğunu garantileyebilirsiniz. Her yaptığı yenilikte annesinden onay almayı bekleyecek bebeğinizi, başarılarında “Aferin” diyerek teşvik etmeyi unutmayın.

KEYİFLİ SOHBETLER İÇİN İLK ADIM: BEBEĞİM NE ZAMAN KONUŞACAK?

Doğduğu ilk günden itibaren onunla önce kokunuzla, sonra jest ve mimiklerle ve sesinizle kurduğunuz iletişimde yavaş yavaş çocuğunuzun da konuşarak size karşılık verme zamanı yaklaşırken, “Bebeğim ne zaman konuşmaya başlayacak?” sorusu akıllarınızda yerini çoktan aldı. Artık bebeğinizin ağzından dökülen sözcükleri duymak için sabırsızlıkla beklemeye başladınız.

Bebeklerin dil ve konuşma süreci, bebeğinizle kurduğunuz sözlü iletişime, onun duyma ve konuşma organlarının gelişimi ve bu organları kullanabilme yeteneğine bağlı olarak her çocukta farklı zamanlarda gelişme gösterebilir. Unutmayın ki her çocuğun gelişim süreci kendine özgüdür ve her çocuğun belirli davranış ve tepkileri öğrenme yetisi değişkenlik gösterir.

Çocuğunuzun dil ve konuşma süreci, bu etkenlere bağlı olarak daha erken veya daha geç olabilir. Eğer çocuğunuzun konuşması beklediğiniz zamanda gerçekleşmediyse, bunun bir gecikme mi yoksa müdahale edilmesi gereken bir problem mi olduğunu tayin etmelisiniz.

Çocuğunuzun dil ve konuşmasının gelişimi, aylara göre ilerleyen ve uzun zaman alan bir süreçtir. Çocuklar genellikle 10. ay civarlarında tek heceli kelimeler söylemeye başlar. Bir çocuğun 1 yaşından 3 yaşına kadar ilerleyen konuşma süreci, genellikle şu şekilde ilerler;

Çocuğunuz 12. aydan itibaren, anlamlı kelimeler kullanmaya başlar. Çocuk, birtakım sözcükleri söyleyebilir ve bundan daha fazla sözcüğü de anladığını belli eder. 12. aydan itibaren çocuklar anlamsız sesler çıkarsa da tonlamaları kulağa sanki konuşuyormuş gibi gelir.

Su, gel, git, mama, öp gibi gün içinde sıklıkla kullanılan kısa kelimeleri konuşmaya başlayan çocuk, konuşmaya eşlik eden jest ve mimiklere de tepki verebilir. Bu dönemde çocuklar yetişkinlerin konuşmalarını taklit etme eğilimindedir. Bu süreçte çocuğunuz isteklerini sadece ağlayarak ifade ediyorsa, konuşma terapistine danışabilirsiniz.

  1. aya doğru çocuğunuzun konuşması gelişim gösterir. 18-24 aylık süreçte çocuğunuz artık 50den fazla sözcüğü konuşabilme yetisine sahiptir. Şarkılar ve oyun müziklerine eşlik etmeye çabalayan çocuğunuz aynı zamanda yüzünde veya vücudundaki organlardan 2-3 tanesinin adını bilir. Bu süreçte çocuğunuz, “güle güle” yapmayı ve aile üyelerini göstermeyi öğrenmediyse konuşma terapistine danışabilirsiniz.

Çocuklar 2 yaşını geçtikten sonra konuşma süreçleri de gelişmeye devam eder. 24-30 ay arası dönemde çocuğunuz artık “Bu kim?”, “Ayakkabıların nerede?” gibi sorulara dil veya işaret yolu ile cevap verebilir. İsmini bilen ve söyleyen çocuğunuz, “Anne gel” gibi kısa cümleleri de kurabilir duruma gelir. Sık kullandığı nesnelerin adını bilir, gösterilmesi istendiğinde gösterebilir ve vücudunda en az 6 organın ismini biliyor duruma gelir. Bu süreçte çocuğunuz aile üyelerinin isimleri dışında en az 4 sözcük söyleyemiyorsa konuşma terapistine danışabilirsiniz.

  1. aydan sonra çocuğun en çok soru kelimelerini kullandığı dönemlere gelinir. Çocuğunuz artık “Ne, kim, neden, nerede” gibi kelimeleri anlamlı şekilde kullanabilir. Kendini ifade etmeye başlayan çocuğunuz “Ben, bana” gibi zamirlerle de tanışmıştır. Cinsiyet kavramını öğrenmeye başlayan çocuğunuz adını, cinsiyetini ve yaşını kendini tanıtırken kullanabilir. İnsanlarla kısa ve basit sohbetler edebilir. Çocuğunuz 36. aydan sonra üç kelimelik cümleler, yakın geçmişe yönelik ifadeleri söyleyemiyor, “Bunu bana getir” gibi komutları anlayamıyorsa bir konuşma terapistine başvurabilirsiniz.

Bu süreç, başta da söylediğimiz gibi her çocukta değişkenlik gösterebilir. Bu süreçte çocuğunuz ile bol bol konuşarak ve onunla konuşurken kelimeleri doğru telaffuz ederek duyarak öğrenme sürecine katkıda bulunmalısınız. Örneğin çocuğunuz su kelimesine “Bu” diyorsa, siz de onun gibi “Bu” dememeli, kelimenin doğrusunu kullanmalısınız.

Çocuğunuzun sorduğu sorulara anlamlı cevaplar vererek merak duygusunu gidermeli ve öğrenmek istediği kavramları öğretmelisiniz.

BEBEKLERDE GÖZ HASTALIKLARI, TEŞHİSİ VE TEDAVİ SÜRECİ

Sizin için anne karnında oluştuğu ilk andan beri dünyadaki en değerli varlık olan bebeğinizin sağlığı, her şeyden önemli. Doğumdan itibaren sağlığına büyük önem verdiğiniz bebeğiniz için her detaya büyük ölçüde dikkat ederken, göz sağlığını da elbette göz ardı etmiyorsunuz. Bebeklerde göz hastalıkları, erken teşhis edilmesi ve kısa sürede müdahale edilmesi gereken rahatsızlıklardandır. Bebeklerde bir yaşına kadar çapaklanma, göz kayması, sulanma, akıntı ve kızarıklık, gözyaşı kanallarında tıkanıklık, gibi şikayetler belli başlı göz hastalıkları olarak sıralanabilir.

Bebeklerin göz hastalıklarını nasıl fark edebileceğiniz ve bu hastalıklara nasıl müdahale edileceği hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, bu yazımız sizin için.

Bebeklerde göz kayması

Bebeklerde göz kayması, şaşılık veya kayma olarak kendini gösterebilir. Bu şikâyetler, doğumdan itibaren veya ilerleyen aylarda görülebilir.

Bebeklerde göz kaymasının tedavi edilmesi için gözlük kullanımı, göz egzersizleri veya cerrahi müdahale uygulanır. Göz kayması ve şaşılık eğer erken teşhis edilmez veya müdahalede gecikilirse göz tembelliği veya kaymanın kalıcı olması gibi sorunlar görüldüğü de biliniyor.

Göz kaymasını artıran riskler; annenin hamilelik sırasında ateşli hastalık geçirmesi, bebeğin kafa üstü düşmesi, bebeğin ateşli hastalıklar geçirmesi veya genetik faktörler olarak sıralanabilir.

Bebeklerde göz kayması veya şaşılık fark edilir fark edilmez hemen doktora danışılmalıdır.

Bebeklerde gözyaşı kanallarında tıkanıklık

Gözyaşı kanallarında tıkanıklık, genellikle bebeğin doğumundan sonraki ilk aydan itibaren kendini gösterir. Bu tıkanıklığa, gözyaşı kanallarında yer alan bir zar sebep olur. Vakaların çoğunda bu zar bebek 1 yaşına gelene kadar büyük oranda küçülür ve bunu sağlamak için genellikle gözyaşı kanallarına yapılan masajlar, göz damlaları tedavide etkin rol oynar.

Bebeklerde gözyaşı kanallarında tıkanıklığın belirtileri genellikle gözde sulanma, kaşıntı, akıntı ve kızarıklıktır ve bu belirtiler görüldüğünde doktora başvurulması gerekir.

Bir yaşına kadar iyileşme göstermeyen durumlarda cerrahi müdahale de tedavi için seçenek olabilir.

Bebeklerde göz kızarıklığı

Bebeklerde görülen göz kızarıklığı birçok nedene bağlı olarak gerçekleşebilir. Bebeklerin dışarı ile temas ettiği anlardan itibaren görülebilecek alerjik reaksiyonlar, kızarıklığa sebep olabilir.

Bebeklerin gözlerindeki kızarıklığa önlem olarak, dışarı çıktıklarında şapka ile koruma sağlamak gereklidir.

Kızarıklık, bebeğin geçirdiği bir kazadan veya gözüne bir şey temas etmesinden de ileri gelebilir. Bunun yanı sıra bahar aylarında polen alerjisi de kızarıklıkların sebepleri arasında gösterilir. Bir göz doktoruna danışarak kızarıklığın gerçek sebebini ve uygun tedavi yöntemini belirlemeniz gerekir.

Bebeğinizin göz hastalıklarına karşı önlem almak için düzenli olarak doktor kontrollerine gitmeniz ve gerekli görülen durumlarda tedaviye erken başlamanız, göz hastalıkları ile mücadelede en etkili çözümdür.

Bebeğiniz ve size sağlıklı günler dileriz!

Bebeğinizi Sütten Ne Zaman Kesmelisiniz?

Sütten kesmek hem anne hem de bebek için sıkıntılı bir süreçtir. Emme sırasında anne ile bebek arasında oluşan  o özel duygusal bağ, her iki taraf açısından rahatlama başta olmak üzere birçok olumlu etkiye sebep olduğundan, bundan vazgeçmek oldukça zordur.

Bebeği sütten erken kesmenin bebeğin tüm yaşantısını etkileyebileceği, yapılan bilimsel araştırmaların sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yine de bebek ve anne çiftinin kendine özgü ihtiyaçları bulunduğundan sütten kesmenin ideal zamanlaması kişiden kişiye değişebilmektedir.

Bebek sadece anne sütü ile beslenmeyi tercih ediyor, sürekli emmek istiyor, kilo alımı düşüyorsa veya gece anne göğsünde olmak için sık sık uyanıyorsa, altıncı aydan sonra sütten kesme kararı alınabilir.

Bebek kaç yaşına kadar emzirilmelidir?

Dünya Sağlık Teşkilatı iki yaşına kadar anne sütü vermeyi öneriyor.

Anne sütünün besin değeri bebeğin gelişim düzeyine göredir. 12 .aydan itibaren anne sütü bebek için önemini azaltmaya başlar. Çünkü artık bu dönemdeki bir çocuk için anne sütü çocuğun ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamaz. Hatta gelişimini engelleyebilir. Çocukların bu dönemden itibaren değişik türlerde gıdaları alma ihtiyacı başlayacaktır. Anne sütü bu anlamda onun gelişim düzeyi için yetersiz kalacaktır. Katı gıdalara olan ihtiyacın giderilmesi ve bu yiyeceklere alışması gerekmektedir.

Üstelik gereğinden fazla emzirmek, bebeğin bireysel ve bağımsız gelişimini engelleyerek, ileriki sosyal yaşamına da olumsuz etkiler yapabilir.

Sütten kesmenin en doğru zamanı:

Sütten kesmek için bebeğin huzursuz, annenin stresli veya yeni başlangıçların olduğu zamanlardan kaçınmak çok önemlidir. Aksi halde böyle zamanlar süreci daha da zorlaştıracaktır. Eğer emzirmeyi kesmeyi denediniz ve hiçbir şekilde başarılı olamadıysanız belki sizin bebeğiniz için emzirmeden kesmek için uygun zaman değildir. Bir süre sonra tekrar deneyin.

 

 

Çocuklarda Grip Aşısı

Çocukların, yaşlıların ve kronik hastalığı bulunan kişilerin daha çok etkilendiği, grip daha çok mevsim geçişlerinde yaygın olarak görülmektedir. Özellikle kronik hastalığı  veya astımı bulunan çocukları gripten uzak tutmak son derece önemlidir. Astımı bulunan çocuklarda grip, krize yol açabilmektedir. Hatta astım krizlerinin en önemli nedenlerinin başında  gribal enfeksiyonlar  gelmektedir. Bu sebepledir ki uzmanlar, astım hastalarında grip aşısının yapılması gerektiğini belirtmektedirler.

Grip aşısı nedir?

Grip aşısı inaktif; yani ölü bir aşıdır ve her yıl kış aylarında görülmesi beklenen grip virüslerine karşı yeniden hazırlanır.

Çocuklarda grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?

Altı aydan büyük  çocuklara grip aşısı yapılabilir. Grip, kış döneminde sık görüldüğü için sonbahar  aylarında yapılmaya başlanır ve Aralık ayına sonuna dek sürer.  Özellikle kalabalık ortamda çalışan kişilerin çocukları daha fazla risk altındadır ve aşılanmalıdırlar.

Grip aşısının uygulanması ve  dozu ne kadar olmalıdır?

  • 6 ay-3 yaş arası çocuklarda, ilk kez grip aşısı yapılıyorsa bir ay ara ile 2 kez yarım doz uygulanır. Daha önce grip aşısı ile aşılanmış çocuklara ise 1 kez yarım doz yapılır.
  • 3-8 yaş arası çocuklarda ilk kez yapılıyorsa bir ay ara ile 2 kez tam doz uygulanır. Daha önce grip aşısı ile aşılanmış çocuklara ise 1 kez tam doz yapılır.
  • 9 yaş üstü çocuklara, her yıl tek doz uygulanır.

Kas içi  veya deri altına enjeksiyon ile uygulanmalı ve işlem yapılmadan önce iyice çalkalanmalıdır.

Hangi çocuklara grip aşısı yapılmamalıdır?

Daha önce grip aşısının  yan etkileri görülmüş çocuklarda,  Guillan Barre Sendromu geçirmiş çocuklarda ve yumurta alerjisi bulunan cocuklarda, grip aşısı yapılmamalıdır.

 

 

 

 

Aşılama Takvimi

9 aylık uykusuz, ağrılı, sancılı ama inanılmaz heyecanla beklediğimiz bebeğimizi kucağımıza aldıktan sonra onunla ilgili tüm detaylara ek olarak çok önemli bir detay olan aşı ve aşı takvimi konusu ile tanışırız. Doğumdan sonraki ilk üç gün içinde bebeğiniz pek de hoşuna gitmeyecek bu konu ile karşılaşır.

Bebeklerin içli ağlamaları annelerin yüreğini burksa da bu onların gelecekte sağlıklı yaşamalarının temelini oluşturacak bir konu olduğu için, bağrımıza taş basar dayanırız 🙂

Doğumdan sonra bulunulan hastanede, sağlık ocağında ya da bebek ile ilgili herhangi bir sağlık kuruluşunda aşı kartı verilir.

Aşı Nedir?

Aşı, bebeğimize gelecekte yakalanma ihtimali olan hastalıklara karşı bağışıklık sağlaması amacı ile zayıflatılmış mikrop, virüs ve proteinlerin enjekte edilerek kullanılmasıdır. Bu sadece bizim çocuğumuzun değil dünya sağlığının korunması ve bağışıklığın arttırılarak hastalıkların yok edilmesini sağlayabilen bir çalışmadır. Bu nedenle hem kendi bebeğimizin hem gelecek nesillerin sağlığı için aşı büyük önemdedir.

Aşı Kartı (Aşı Takvimi) Ne İşe yarar?

Her hastalığın etkili olduğu belli yaşlar vardır ve aşılama hastalığa yakalanma riskinin en fazla olduğu yaştan önce yapılmalıdır. Hastalık sayısı maalesef oldukça fazla olduğundan insanlara yapılması gereken aşı zamanlarını çeşitlerini takip etmek için aşı takvimi ya da aşı kartı kullanılır.

Hangi Aşı Ne Zaman ve Nerede Yaptırılır?

Bebeğimiz doğduğu andan itibaren onu koruyacak her şeye baştan “evet” diyen ebeveynler olarak uymamız gereken aşı takvimi var. Aşı zamanı geldiğinde sağlık ocaklarında aile sağlığı merkezlerinde, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezlerinde(AOÇ/AP) yaptırılmalıdır, güvenilmeyen ve kayıt dışı hiçbir yerde bebeğinizin sağlığını asla riske atmayın.

Bir hastalık ya da farklı bir durum olmadığı durumlarda şu şekilde bir aşı takvimi uygulanır;

İlk aşı: Doğumdan sonra ilk 72 saat içinde Hepatit B.
İkinci aşı 1.Ay Hepatit B.
Üçüncü aşı 2.Ay BCG, DaBT – IPV – Hib, Pnomokok.
Dördüncü aşı 3.Ay Rotavirüs
Beşinci aşı 4.Ay Pnömokok DaBT – IPV – Hib.Altıncı aşı 5.Ay  Rotavirüs
Yedinci aşı 6.Ay Hepatit B, OPV (Ağızdan çocuk felci), DaBT – IPV – Hib,  Pnömokok.
Sekizinci aşı 18.Ay DaBT – IPV – Hib, OPV (Ağızdan çocuk felci), Hepatit A.
Dokuzuncu aşı 24.Ay Hepatit A.
Onuncu aşı 4-6 Yaş Kızamık – Kızamıkçık – Kabakulak – Su Çiçeği – Oral Polio – Dt.

Aşı Öncesi Yapılanlar ve Yapılması Gerekenler

 Genellikle gittiğiniz doktorunuz ya da sağlık ocağınız var ise aşı öncesinde genel sağlık muayenesi yapılır ve yakın zamanda bir rahatsızlığının olup olmadığı sorulur. Sonrasında aşılamaya geçilir. Bu sebepten aşıya götürmeden önce çocuklarımızı iyi gözlemlemeliyiz.

Aşı öncesinde kesinlikle ateş düşürücü ya da başka ilaç kullanılmaması ise oldukça önemlidir.

Aşı Sonrası

Aşıdan sonra çok fazla yan etki görülmemekle birlikte hafif ateş ve uyku eğilimi görülebiliyor. Eğer ateş düşmüyorsa ya da çocuğumuzda geçmeyen olumsuz değişim varsa doktorumuzla görüşmemiz gerekir. Aşı sonrasında da annelerin çocuklarını iyi gözlemlemesi gerekiyor.

Huzurlu, sağlık ve bol gülücüklü bir hayat dileriz.

Çocukların Gelişiminde Sporun Önemi

Spor, fiziksel sağlığa olan önemli faydalarının yanı sıra çocukların yaratıcılığını geliştirip, sorumluluk duygusu kazanmalarına katkı sağlayan aktivitelerdir. Çocuğunuzun yaşı, vücut gelişimi, en önemlisi de tercihlerini göz önünde bulundurarak bir spor dalını seçmesinde rehber olmalısınız.

Çocukları neden spor yapmaya yönlendirmeliyiz?

  • Erken yaşlarda spora başlamak ve sporu yaşam şekli olarak benimsemek, yüksek tansiyon, diyabet, kolon kanseri, obezite ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin azalmasında çok önemli rol oynuyor.
  • Spor, çocuğun öz güveninin ve duygularının gelişmesine yardımcı olur. Spor yapan çocuklar yenilgi ve hayal kırıklığı gibi olumsuz duygularla baş etmeyi ve bir başkasıyla rekabet etmeyi tek başına, anne babaları yanlarında olmadan öğrenirler.
  • Spora erken yaşlarda başlayan çocuğun, ileriki yaşlarında depresyon veya kaygı bozuklukları gibi psikolojik çöküntüye düşmesi çok zor bir olasılıktır.
  • Spor, yapmak çocuklarda ekip çalışmasını öğretir veya liderlik gibi vasıfların gelişmesine olanak sağlar.
  • Spor, çocuğa disiplinin önemini ve öz denetim yapabilmesini öğreten çok etkili bir araçtır. Bir hedefe ulaşmak için kişinin kendi davranışlarını kontrol etmesi, isteklerine karşı koyabilmesi öz denetim demek olduğuna göre spor yaparken uygulanan kurallar yolu ile de bunu mutlaka öğrenmiş olacaktır.
  • Çocuğun düzenli spor yapması onu kötü alışkanlıklardan korumanın da en güzel ve eğlenceli bir yoludur.
  • Çocukları spora yönlendirmek, hem yeni arkadaşlar edinmelerine hem de ortak bir faaliyet içinde yer alarak, sosyal yönden gelişmelerine olanak sağlar.
  • Esnekliği, koordinasyonu, dayanıklılığı ve kuvveti artıran faaliyetlerde bulunursa büyüme, gelişme yeteri kadar olur ve genetik olarak sahip olduğu fiziki yapıya daha hızlı ulaşabilir, yetişkin çağa geldiği zamanda ise uzun boya ve iyi bir solunum, dolaşım sistemine sahip olabilir.
  • Spor yapan çocuk, enerjisini sporla boşalttığı için derslerine daha çok odaklanarak daha verimli çalışır.

BEBEKLERDE DİŞ FIRÇALAMAYA NE ZAMAN BAŞLANMALI?

Bebeklerde 6. aydan itibaren süt dişleri sürmeye başlar, bu süreç 3 yaşına kadar devam eder. Toplam 20 adet süt dişine sahip olan bebeklerde 6 – 8. aydan sonra temizlemeye başlamak yerinde olur.

Bebeklerin dişleri nasıl temizlenir?
Steril bir gazlı bez ya da çok temiz bir tülbent ile dişlerinin çiğneme yüzeylerindeki yemek artıklar temizlenebilir.
Diş fırçası;
Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra, yani 2,5 – 3 yaşında başlanması yerinde olacaktır. Seçilecek olan diş fırçası, onun yaşına uygun ve yumuşak kıllardan oluşmalıdır. Sert kıllara sahip diş fırçası, diş minesine ve diş etlerine zarar verir. Bu yüzden 3-6 ay aralıklarla diş fırçasının değiştirilmesi uygun olur.

Diş macunu seçimi;
Diş macunu seçiminde de çocuklara uygun ürünleri kullanın, çocuklar macun yemeye ya da yutmaya çalışabilirler. Normal macunlardaki yüksek flor yutulduğundan ya da yüksek dozda kullanıldığında çocuklar için tehlikeli olabilir, dikkatli ve araştırarak seçim yapmak gerekir.

Bebeklerde diş temizliği hangi zamanlarda yapılmalıdır?
Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişlerin çiğneme yüzeylerini temizlemeyi rutin haline getirmek, alışkanlık kazanması açısından da faydalı olur.

Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığı nasıl kazandırılır?
Çocuğunuzun ilk zamanlarda diş fırçalama konusunda tam başarı gösterememesi çok doğaldır. Siz onu cesaretlendirerek ve överek bir oyun oynarmış gibi diş fırçalama alışkanlığı kazandırabilirsiniz. Bunun için önerilen bazı püf noktalarını sizde uygulayabilir ve bu alışkanlığı ona hayat boyunca edinmesini sağlayabilirsiniz.

  • Siz kendi dişlerinizi fırçalarken, çocuğunuz da kendi dişlerini fırçalasın.
  • Ona birkaç tane, renk renk diş fırçası ve ona uygun diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu, diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artırır.
  • Önce kendisinin dişlerini fırçalamasını bekleyin, sonra siz onun dişlerinizi fırçalayın, o da sizin dişlerinizi fırçalasın. Oyun oynama şeklinde olacağından keyif alacaktır.
  • Lavabonun yanına bir kum saati koyun ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık iki dakikalık fırçalama yeterli olacaktır.
  • Diş fırçalama panosu hazırlayın ve her fırçalamadan sonra pano üzerine birlikte işaretleme yapın.

Anne ve baba olarak siz de dişlerinizi düzenli fırçalamalısınız ki çocuğunuz sizi, örnek alsın. İlk zamanlar onunla birlikte fırçalayın, daha sonra kendisi yalnız başına fırçalamaya başlayacaktır.

Dr. Harvey Karp ve 5S Kuralı

Yeni doğmuş bebekle beraber ebeveynler, özellikle de anne tam bir endişe yumağı haline dönüşür. Bebek bakımıyla alakalı birçok kitap, dergi, tv programları hele ki büyüklerin ve çevrenin bitmez tükenmez öğütleri derken bu dönemin keyfine gölge düşebilir.

Dr.Karp’ in “Mahallenin En Mutlu Yumurcağı” isimli kitabı anneleri panik ve endişe kulübünün üyeliğinden çıkarıyor. İlk 3 ayı son derece iyi analiz eden Dr.Harvey 5 S kuralı (İngilizcede 5 kural S harfi ile başlamasından dolayı) sayesinde bu ayların rahat ve keyifle atlatılacağını belirtiyor. Annenin öz güvenini arttıran onunla empati kurabilen kitaptaki 5 temel prensibi uygulamak bu süreçte etkili olacaktır.

Dr.Harvey, kitabında “Yeni doğan bebeğiniz birçok açından, bir çocuktan çok bir fetüse benzer. Zamanının büyük bir kısmını uyuyarak ve beslenerek geçirir. Doğumunuzu üç ay geciktirebilecek olsaydınız, bebeğiniz gülümseme, ses çıkarma ve tepki verme yetenekleriyle doğardı. Yeni doğmuş bebekler, dünyaya hazır olduklarına dair bazı işaretlere sahiptir, fakat buna rağmen, dünyadaki ilk üç aylarında bebeklerimiz öylesine olgunlaşmamıştır ki, kendilerini endişeli hissettiklerinde tekrar annelerinin karnına dönme şansına sahip olsalar çok mutlu olurlardı.” diyor.

İşte bebeğinizi anne karnında hissetirecek, sizi de daha rahat ve bu süreçten keyif alır noktaya getirecek o kurallar;

dr_harvey_emen_bebek

5 S kuralı

Kundaklama

Tamamen sarmalanmışlık duygusu; eskilerin yaptığı gibi yapmak aslında. Kundaklama hakkında çıkan bir çok haber, kulaktan dolma bilgi şöyle dursun, Dr. Karp kundaklamanın çok işe yaradığını, bebeğin anne karnındaki gibi güvenli hissettiği için daha huzurlu olacağını söylüyor.

Yan ya da Yüzükoyun

Bebeğinizin Kendini İyi Hissettiği Pozisyon; bebeklerin sırt üstü yatarken birçok tehlikeye karşı savunmasız olduğunu biliyoruz, tükürüğünün boğazına kaçacak olması gibi. Bu nedenler bir yana, Dr.Karp en rahat olduğu pozisyonun da yan ya da yüzükoyun yatırmak olduğu görüşünde.

Şşşt!

Bebeğinizi En Çok Sakinleştiren Ses; annelerimizin içgüdüsel olarak kullandığı bu ifade, bebeğiniz üzerinde hakikaten işe yarıyor. Dr. Harvey Karp, bu sesin bebeğinizin tüm endişelerinin aldığını, onun yanınızda ve güvende hissetmesini sağladığını söylüyor.

Sallama

Bebeğinizin İhtiyaçlarına Göre Ritimli Biçimde Sallanmak; her dönemin handikaplarından biri olsa da Dr. Karp bebeğin sallanmasının onu sakinleştireceği ve rahat bir uykuya geçişi için ideal yöntemlerden biri olduğu görüşünü savunuyor.

Emmek

Keyif Kısmı; Anne ile en yakın temasta olduğu emmek kısmında, dünyadaki en huzurlu yerde olduğunu hissettiğini ve bu süreçten inanılmaz keyif aldığını söylüyor Dr. Karp.

Aslında tüm bunlar büyüklerimizin bize yaptığı ve bizim de yapmamızı öğütlediği, yaşadığımız modern çağın unutturduğu öğretiler olarak kenarda beklediler.

Kitap kolik ağlamalarına farklı bir bakış açısıyla yorumluyor. Bu ağlamaların, sanıldığı gibi gaz sancısı olmadığı, yeni hayata adaptasyon sağlamaktaki zorluklarından kaynaklandığı belirtilerek ,anneleri endişeden uzaklaştıran bir yaklaşımla okuyucusuna sunuyor.