ÇOCUĞUMDA ASPERGER SENDROMU OLABİLİR!

Asperger sendromu eğitim alanında oldukça karmaşa yaratan sendromlar arasındadır. Tanısı, değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi uzun yıllar almış ve bu sendromun uzmanlar tarafından bir rahatsızlık olmadığı, bir farklılık olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır.

İlk olarak Avusturyalı pediatrist, tıp teorisyeni ve tıp profesörü olan Hans Asperger tarafından tanımlanan sendrom, onun adıyla anılmış ve hastalıklar sınıfından çıkarılarak olgu ve karakter yapısı altında değerlendirme görmüştür.

Zaman zaman otistik spektrum bozukluk olarak görülse de pek çok bilim insanı onun bir engel, rahatsızlık ya da hastalık olmadığını bir farklılık olduğunu tespit etmişlerdir. Bu bağlamda Asperger sendromu geçmiş zamanlara göre, günümüzde biraz daha normal bir olgu ve karakter çeşidi olarak görülmektedir.

Bu sendromda tanının koyulmasına yardımcı olan bulgular neler?

  • Sosyallik ve Arkadaşlık Kurma: Arkadaşlık kurmakta zorluk çekme, empati yoksunluğu, göz teması, yüz ifadesi, el hareketleri ve duruş gibi sözlü olmayan iletişim becerilerinde eksiklik, ilk göze çarpan bulgulardır. Sosyal iletişimde tek yönlü olmalarından dolayı karşılarındaki kişilerin düşünce ve duygularını önemsemezler. Duygularını anlamakta zorluk çekmezler ama bunu uygulamakta gayret göstermezler.

 

  • Tekrar Eden İlgi ve Davranışlar: Aspergerli çocuklar belli konulara dair çok yoğun bir ilgi ve dikkat gösterebilirler. Bu çocukların ilgi gösterdiği konular zamanla tutku haline dönüşür ve aileleri ile iletişimde de bu konulara odaklandıkları için her zaman aynı şeyden konuştuklarını görmek mümkündür. Çoğu zaman Aspergerli çocukların otizm gibi tekrar eden fiziksel hareketleri olsa da, kendilerini gizleme yetenekleri sayesinde bunları görmek zordur.

 

  • Dil Kullanımı: Asperger sendromu olan çocuklar yaşıtlarıyla aynı zamanda konuşmayı öğrenebilirler, ancak konuşmadaki bazı farklılıklarla onlar ayırt edebilirsiniz. Mesele gereğinden fazla sözcük kullanmaları, kelimelerin ikincil anlamlarını kavrayamamaları, çok bilmiş ve ukala konuşma tarzları, yanlış tonlama ve ses fazlalıkları gibi farklılıkları onları ele verir. Genellikle normal özellikteki yaşıtlarından çok daha fazla sözcük dağarcığına sahip olmalarına rağmen Asperger Sendromlu Çocukların mecazi sözcüklerle arası iyi değildir.

BEBEKLER NE ZAMAN SU İÇMEYE BAŞLAMALI?

Suyun hayat kaynağı olduğunu, her canlı için hayati değerde olduğunu bilmeyen yoktur. Ve her canlının su ihtiyacı kendine vücuduna göredir.

Bebeklerin ne zaman su içmeye başlaması konusunda ise herkesin genellikle kendi doğruları vardır. Biz bu yazımızda uzmanların ifadelerinden yola çıkarak ve en doğrusunu aktararak; Bebeğin ne zaman su içmesi gerekir? Emme dönemindeki bebeklere su verilmeli mi? Bebeğin anne sütü alırken suya ihtiyacı var mı? Bebeğe su verirken nelere dikkat edilmesi gerektiğine? Gibi soruların cevaplarını vererek sizleri aydınlatmaya çalışacağız.

Dedik ya bir canlı için su hayati değerdedir diye, bebeğin de tabii ki suya ihtiyacı vardır. Anne sütü denilen büyülü besin bebeğin su dahil, tüm ihtiyaçlarını ilk 6 ay karşılayacak formüle sahiptir. Ama bu durum anne sütü alan bebekler için geçerlidir. Çeşitli nedenlerle anne sütünü alamayan bebeklerin su ihtiyaçları dışarıdan karşılanmak zorundadır. Çünkü en kaliteli bebek mamaları su içeriğine sahip olsalar da belli oranda bebeğe su takviyesi yapılmalıdır.

Bebeğiniz anne sütü alıyor ve ilk ayını da doldurdu diyelim. Sizde doktorunuzun önerisiyle ek gıdalara başladınız, işte o zaman bebeğinize su vermeye başlayabilirsiniz.

Bebeğin anne sütünün dışında aldığı ek gıda miktarı, kıvamı ve katılık oranı arttıkça sıvı ihtiyacı da ona göre artacaktır. En sağlıklı sıvı kaynağı su olduğuna göre bebeğe en temiz, hijyen koşullara sahip ve diğer sağlık koşullarına uygun su vermelisiniz.

Peki diğer sağlık koşularına sahip su derken neyi kastediyoruz, hemen söyleyelim; İçireceğiniz suyun taşıdığı elektrolit yükü çok önemlidir. Bebeğinize vereceğiniz suyun her koşulda temiz ve mikropsuz olduğundan emin olmalısınız.  Ayrıca düşük mineralli su olmalıdır. (Bebekler için özel hazırlanmış sudan faydalanabilirsiniz) Bebeklerin böbrek fonksiyonları henüz gelişmediğinden düşük sodyumlu su vermek gerekir. Gerek mama hazırlarken gerekse sadece su verirken, kokusu ve tadı nötr olan su vermelisiniz. İlk gelişen duyuların koku ve tat alma olmasından dolayı, içireceğiniz veya kullanacağınız su, mamanın tadında değişikliğe sebep olmamalı ve bebeğinizi sudan uzaklaştırıcı bit tat taşımamalı. Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu, bebeğinize vereceğiniz suyun güneş altında beklememiş olmasıdır.

Sağlıklı nesiller yetiştirmek dileği ile…

Organickid Ailesi..

ÇOCUĞUM OKULDAN GELİNCE NE YEDİREYİM?

Çocuklar günün belli bir bölümünü okulda geçiriyorlar. Sabah erken saatte evden çıkan ve genelde kahvaltısını yeterli yapmayan çocuklar, harcadıkları yüksek enerjinin de etkisiyle eve bir hayli acıkmış olarak dönerler. Ve böylece evde ne bulurlarsa adeta saldırırlar.

Çocukların sağlıklı besinlerle büyümesi her anne babanın arzusudur. Bu yüzden çocuklar okuldan eve geldiklerinde sağlıklı besinlerle karşılaşmaları çok önemlidir. Pasta börek çörek kek gibi çok da sağlıklı olmayan yiyecekleri bulmaları diğer alternatiflere göre onlara daha çekici geleceğinden, burada sorumluluk ebeveynlere düşmektedir.

İşte size ‘’okuldan gelince çocuğuma ne yedirsem’’ sorusuna çeşitli cevaplar. Bu konu özellikle çocukları eve geldiğinde işte olan ve onları bakıcılarının karşıladığı çocukların annelerini daha çok ilgilendirmekte.

Çocuğun gün içerisinde sağlıklı besinler tüketebilmesinin anahtarı sabah sıkı bir şekilde yapılan kahvaltıdan geçmekte. Sabah kahvaltısında yeterli enerjisini alamayan çocuklar öğleye doğru acıkarak gereksinim duyduğu bol enerji barındıran karbonhidratlı yiyeceklerle bu açığını kapatmaya çalışacaktır. Oysa sabah sağlıklı ve doyurucu bir kahvaltıyla güne başladığında öğle yemeğinde çok acıkmamış ve abur cubura yönelmemiş olur. Sağlıklı olmayan yüksek enerjili karbonhidrat içeren yiyeceklerden korumak için kahvaltısını iyi yaptığından ve okula karnı tok olarak gittiğinden emin olmak gerekir.

Okuldan geldiği zaman düşen enerjisini yerine koymak ve sağlıklı besinler tüketebilmesi için sebzeler meyveler ve et ürünlerinin buluştuğu yiyecekleri tüketmeleri onun sağlığı açısından son derece önemlidir. Hepsinden azar miktarlarda alabileceği sandviçler yapabilir itiraz etmesine fırsat vermeden seveceği eğlenceli sunumlarla bu gıdaları yemesini sağlayabilirsiniz.

Sürekli sebze meyve yemesini söylemek ya da bu tür yiyecekleri ona dayatmak bıkkınlığa sebep olabilir, bu yüzden arada bir pasta, kek gibi yiyecekleri tüketmesine izin verebilir, aradaki dengeyi kurabilirsiniz.

Çocuğunuz için hazırlayacağınız yiyecekleri kızartma ya da pişirmek yerine fırında yapmak hem daha sağlıklı, hem de çocuğunuzun severek yiyeceği bir yöntem olacağından emin olabilirsiniz.

Çocukları ısıl işlem görmüş et ürünlerinden uzak tutmak gerekir. Bunun yerine kuru yemiş, yeşil yapraklı sebzeler, süt, yoğurt, deniz mahsullerine yöneltmek gerekir. Bunu yaparken de anneliğin üstün beceri gücünü kullanabilir, çeşitli eğlenceli sunumların yardımı ile istekle yemesini sağlayabilirsiniz.

Organickid Ailesi…

DİKKAT..! ARTIK BEBEĞİNİZ VAR!

Bebeğiniz olduktan sonra hayatınız tam anlamıyla değişir. Yaşam şeklinizden tutunda, ev düzeninize uyku zamanınız ve süresine kadar her şey başka bir boyuta geçer adeta. Bebek yokken normal olan tüm düzeninizin, onun sağlığını tehlikeye atmayacak şekilde tekrar gözden geçirilmesini gerektirir.

Ev düzeni, evdeki eşyaların konumu ve yapısı kapılar, pencereler, evde bulunan ufak tefek eşyalar dahil her şey, bebek için tehdit oluşturabilir. Her anne babanın bilmesi ve gözden geçirmesi gereken bu güvenlik önlemlerin bazılarına birlikte bakalım:

  • Uykusunun güvenliği: Bebeğinizi yüz üstü yatırmamaya dikkat edin, çünkü bebek ölüm sebeplerinin başında solunum yollarının tıkanmasının geldiğini belirtelim. Yorgan ya da battaniyesinin dantel detaylı olması da nefesini tıkayabilir, sade, detayı olmayan, çarşafının lastikli ve yatağın altına geçirilen cinsten olması önemlidir. Yatak parmaklığının aralığı da kol ve bacaklarının sıkışmasına imkan tanımayacak şekilde olmalıdır. Bebeğinizin yatağının çevresinde hiçbir eşyanın olmaması olası bir tehlikeyi önler. ( emzik, kıyafet, ipli veya pilli oyuncak…vs gibi)

 

  • Boğulmaya karşı tedbirler: Bebeğinizin çevresinden oyuncakları dahil küçük ve koparabileceği parçaları uzak tutmalısınız. Boğulmasına sebep olabilecek nohut tanesi, fındık içi, üzüm, şekerleme gibi örneklerinin çoğaltılabileceği sert ve yuvarlak yiyecekleri bebeğinizin çevresinde bulundurmamaya çok dikkat edin. Bebeğinizin oyun alanlarında ya da bulunabileceği yerlerde kablo ip gibi boynuna dolanabilecek materyallerin olmaması gerekir. Sizin de arada bir bebeğiniz gibi emeklemeniz, ağzına koyabileceği şeyleri keşfetmenize yardımcı olacaktır.

 

  • Yanmaya karşı tedbirler: Yemek pişirirken bebeğinizi asla kucağınıza almayın. Bebeğinizin ulaşabileceğini varsayıp ocağın ön gözlerinde değil de arka gözlerinde yemek pişirmeyi kural haline getirin. Tava çaydanlık gibi kulpu olan pişirme gereçlerini iç kısma doğru çevirin. Yanıcı materyallerin (çakmak, kibrit, ütü vs) ortalıkta olmamasına dikkat edin.

 

  • Zehirlenmeye karşı tedbirler: Evde bulunan ilaç, deterjan vb gibi zehirlenmeye yol açabilecek maddeleri kilitli dolapta ya da onun ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edin. Zehirlendiğini düşündüğünüz durumlarda kusturmaya çalışmadan en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırın.

 

  • Araç içinde güvenliği: Bebeğinizi mutlaka onun boy kilo ve yaşına uygun araç içi bebek koltuğunda seyahat etmesine özen gösterin. Bebeğinizin koltuğunu sabitlerken emniyet kemerinin yeteri kadar sıkı olduğundan emin olun. Fren yapma durumunda onun üzerine devrilebilecek şeyleri çevresinden uzak tutun. Ve asla bebeğinizi ya da çocuğunuzu kısa süreliğine dahi olsa araçta yalnız bırakmayın.

İLK KEZ ANNE OLUYORUM!

Her şeyde olduğu gibi anneliğinde bir alışma, deneyimleme süreci vardır. İlk kez anne olmanın tatlı ama telaşlı günlerinde paniklemeyi en aza indirecek bazı bilgileri ve yöntemleri bilmeniz emin olun işinizi kolaylaştıracaktır.

Biz bu yazımızda ilk kez anne olanları hem rahatlatmak hem de bilmeniz gereken bazı yöntemleri anlatarak anneliğin inanılmaz keyfi size kalsın istedik 😊

Bebeğinizi dikkatli bir şekilde tutmalısınız: Bebeğiniz henüz yenidoğan statüsünde olduğu için kasları gelişmemiştir. Kucağınıza aldığınızda bir elinizi boynuna geçirerek tutmalı ve sıkmamaya özen göstermelisiniz. Yatağından alıp koyarken de boynundan tek elinizi geçirerek destek almak doğru olacaktır.

Emzirme pozisyonu uygun olmalı: Anne sütünün önemini bilmeyen anne yoktur, bebeğinizin bağışıklık sisteminin gelişmesi için en önemli besinidir. Meme emerken süte rahat ulaşabilmelidir. Öncelikle bebeğinizi göğsünüze yaklaştırın ve meme başını ağzına yerleştirin. Bu arada boynundan tutarak ona destek vererek rahat beslenmesini sağlayın. Her iki memeden de en az 10 dakika emmesine zaman tanıyın.

Beslenmeden sonra gazını çıkartın: Bebeğin beslenmesinden sonra gazının çıkması önemlidir. Emme sırasında aldığı hava sindirimini zorlaştırabilir. Bu durumda alınan hava çıkarılmazsa rahatsızlığa neden olur. Her meme emmesinden sonra bebeğinizi oturma pozisyonunda kucağınıza alın. Bir elinizle bebeğinizi önden tutarken diğer elinizle yavaşça sırtını sıvazlayın. Hafif geğirme sesini duyduğunuzda gazını çıkarmış demektir.

Bebeğinizi sırt üstü yatırın: Yenidoğan bebekler kısa aralıklarla ama sık sık uyurlar. Her yatırışda sırt üstü yatırmaya dikkat edin. Uyurken başını yüzünü örtmek doğru bir davranış değildir. Rahat giysilerle ve göğsüne kadar battaniyesiyle örterek uyutun.

Altını değiştirme: Bebeğinizin bezini pişik oluşumuna imkan vermeyecek aralıklarla değiştirin. Temiz bezi kullanmadan önce mutlaka cildini temizleyip gerekli koruyucu kremlerini sürün, zira bebek bakımında hijyen son derece önemlidir.

Bebeğinize masaj yapın: Bebeğinizin tüm vücuduna yapacağınız masaj ile kaliteli uyku uyumasını sağlarsınız, ayrıca masaj bağışıklık sisteminin güçlenmesinde de oldukça etkilidir. Bebeğinizin esnek olmasına da faydası olan masajı gün içinde 2 ya da 3 kez yapmanızda sakınca yoktur. Bir not, göbek bağı düşmeden masaja başlamayın.

Keyifle ve mutlulukla bebeğinizi büyütmeniz dileği ile…

Organickid Ailesi

ÇOCUĞUMUN OKUL KORKUSU VAR!

Okulların açılmasıyla beraber çocukların bazılarında okula gitmek istememe gibi durumlar olabilir. Bu durum çocuğun okuldan korkması olarak yorumlansa da aslından aileden ayrılma korkusudur.

İlk defa okula başlayanlarda daha sık olmasıyla birlikte, devam edenlerde de görülebilen okula gitmekten kaçınma arzusu çocuğun anne babadan ayrılırken ortaya çıkan yoğun kaygıdan kaynaklanır.

Aniden baş ağrısı, yemek yememe, karın ağrısı, agresiflik gibi bedensel tepkilerle protesto eder aileden ayrılmayı. Ailesinin okula gitme konusunda zorlaması, kaygısının artmasına, kızgınlık ve asabiyetle zorlayıcı tepkiler vermesine neden olur.

Ancak okula gitmesi gerektiğinden bu şikayetleri uzun süre de devam edebilir. Sınıfta ağlar, kusar, midesi bulanır, sınıfı terk eder, annesinin de sırada yanında oturmasını ister. Annesi ayrılınca arkasından koşarak ve ağlayarak kendisi de çıkabilir. Çocuğun neşesi kaçar mutsuz bir görünüm sergiler. İştah sorununun yanı sıra uykusuzluk problemi de başlayabilir.

Okuldaki sorumluluklarını yerine getirmek istemez, ilgisiz davranır. Okuldan söz açılınca ortam değiştirmek ister.

Anne baba bu durumu düzeltmek adına onunla sürekli konuşarak okulu sevmesini sağlayacak sözler söyler. Ama çocuğun bahanesi hazırdır. Öğretmeninden korktuğunu kendisine bağırdığını, arkadaşlarının onu oyuna almadığını ve kendisini sevmediklerini söyler. Ama tüm huysuzluğu ve tedirginliği hafta sonunda ya da tatil günlerinde kaybolur.

Bu durumda ne yapmalı:

Kesinlikle onu suçlayıcı söylemlerden kaçınmalısınız. Bu durumu yaşayan diğer çocuklardan söz ederek bunun geçici olduğunu okula gitmesi gerektiğini gitmezse derslerinden geri kalacağını sakin bir ses tonuyla anlatın. Onu karşınıza alarak bir anlaşma yapabilirsiniz. Aileden en az bağımlı olduğu biri okulun başlamasından çıkışa kadar okulda kalsın.

Okul öncesinde sosyal aktivitelerde bulunmasını sağlayın. Mesela sık sık parka götürerek sosyalleşmesine, toplum içinde olmasına ortam yaratın. Kendinizden örnekler vererek sizin de o yaştayken aynı durumda olduğunuzu ama hepsinin geçtiğini anlatın.

Güven duygusunun az olduğu çocuklarda görülen okuldan kaçınma isteğini yenmesi için, bazı fiziksel aktiviteleri daha çok küçükken yapmasına izin vererek öz güvenini pekiştirin, mesela döküp kırsa da yemeğini kendisinin yemesini, kıyafetlerini kendisinin giymesini sağlayın. Bunun gibi kişisel becerilerini geliştirmesi onu toplum içine daha çabuk sokacaktır.

Öğretmenin desteğini de arkanıza almanız bu sorunu çözmede size yardımcı olacaktır.

Organickid Ailesi…

ÇOCUĞUMUN BESLENME ÇANTASINA NELER KOYMALIYIM?

Çocukken kazanılan beslenme alışkanlığı genellikle tüm yaşantımızda etkili olmaktadır. Bu nedenle çocukluktan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığını kazanmak çok ama çok önemlidir.

Dengeli ve yeterli beslenebilmenin yolu 4 temel besin gurubunda bulunun gıdaların tüketilmesinden geçer. Bu temel gıdalar; süt ve süt ürünleri, et, sebze ve meyveler ve tahıl gurubudur.

Özellikle gelişme çağındaki çocukların, süt peynir, yoğurt, et, yumurta, kuru baklagiller, mevsimine göre sebze ve meyveler, kuru baklagiller, yağlı tohumlardan oluşan besinler, bulgur, pirinç, mısır gibi besinlere düzenli olarak ihtiyaçları vardır.

Çocuğun gelişiminin normal olduğu, yeterli ve dengeli beslenmesinin göstergesidir, Çocuklardaki gelişim, yaşına ve cinsiyetine göre olması gereken vücut ağırlığı ve boy uzunluğunun saptanması ile değerlendirilir.

Çocuğunuzun beslenme çantasına neler koyacağınıza, yaşına vücut ağırlığına fiziksel hareketliliğine göre hazırlamanız gerekir. Çocuğun okula gitmesi hayatındaki ilk ciddi bir şekilde toplumsal yaşama tecrübesi ve bilincinin oluştuğu dönem olması açısından önemlidir. Böylece okulda beslenme yaparken ailesinin dışında arkadaşları ve çevresel etkenler devreye girer. Bu bağlamda okula beslenme götürmesi onun sadece bedensel sağlığını değil, toplumsal uyum sürecini de etkiler.

Dengeli ve yeterli beslenme yapılabilmesi için ailenin dışında okul yönetimindeki kişiler ve öğretmenlerinde beslenme konusunda eğitilmeleri gerekir.

Çocuklar genelde kahvaltıyı pas geçmeyi isterler ya da anne babanın baskısıyla detaya girmeden geçiştirirler. Okula aç gittiklerinde, vücut ve beyin güne başlamak için acil olarak enerjiye gereksinim duyması sonucu dikkatleri daha çabuk dağılır, baş ağrısı ve yorgunluk oluşabilir.

Oysa yapılan araştırmalarda kahvaltısını iyi yapan öğrencilerin daha başarılı olduklarını ortaya çıkarmıştır. Yeterli enerji ve besin öğelerini sağlayan bir sabah kahvaltısında peynir ve yumurta, birkaç dilim ekmek, süt, pekmez veya marmelat, zeytin, domates, yeşil biber, salatalık, maydanoz veya meyve olmalıdır.

Çocuklar büyüme çağında olduğundan beslenme çantasında süt, ayran, meyve suyu, peynirli sandviç gibi besinlerin bulunması uygun olacaktır.
İhtiyacı olan yiyecekleri hayır diyemeyeceği şekilde hazırlayarak, beslenme çantasına koyulan sandviçler, domates, biber, maydanoz gibi sebzelerle süslenebilir, börek ve poğaçaların içi çeşitli sebzelerle destekleyebilirsiniz. Meyveyi salt olarak yemek istemiyorsa, meyveli kek, kurabiye veya pastalarla ona meyveleri yedirebilir ve sevdirebilirsiniz. Süt veya yoğurdu istemeyen çocuklar için ise çeşitli meyvelerin püreleriyle, meyveli süt, yoğurt veya puding hazırlayarak tüketmesini sağlayabilirsiniz.

ÇOCUĞUM ODASINA TELEVİZYON İSTİYOR!

Çocuğunuzun odasına televizyon istemesi bazı anne babalar tarafından normal bir istek gibi görülebilir. Ancak bunun yan etkileri sandığınızdan fazla olabilir.

Bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar gelişme çağında bulunan çocukların odasında televizyon bulunması ve sıkça izlemesinin en başta gelen zararlarını kilo alması olarak gösteriyor.

Fiziksel olarak yaşamının en aktif döneminde bulunması gereken çocukları durağan bir yaşama çekmesi açısından başta televizyon olmak üzere birçok teknolojik cihazlar maalesef ki çocuklarımıza birçok yönden zarar veriyor.

Bu konuyu araştıran uzmanlar odasında televizyon bulunan çocukların daha az uyuduğunu ve ekran karşısında hareketsiz bir şekilde sürekli atıştırmalıklarla beslenerek obezite riskiyle karşı karşıya oldukları sonucuna varmışlar. Yedi yaşında odasında televizyon bulunan çocuğun 12 yaşına geldiğindeki vücut kitle endeksinin değerlerindeki değişiklik bu konunun ne kadar ciddi olduğunu göstermiştir.

Tabi ki sadece fiziksel yönden yan etkilere maruz kalınmayıp duygusal gelişimlerinde de aksaklıklar yaşanıyor. Tembelleşerek sanal yaşamaya başlayan çocuk okuldan eve gelir gelmez odasındaki dünyasına çekilerek aynı evde ama ailesinden uzak, yalnız içine kapanık bir ruh hali içinde olabiliyor, dışarda zaman geçirmek yerine bu teknolojik ürünlerle tek başına zaman geçirmeyi tercih ediyor.

Çocuk odasında kendi yaşına uygun olmayan programları, şiddet içerikli filmleri ve haberleri izleyebiliyor. Bu durumda çocuğun psikolojisi olarak olumsuz etkileniyor.

Ayrı odalarda televizyon izleyen anne baba ve çocuklar arasındaki iletişim bozuluyor. Anne baba evden işe geldiklerinde beraber geçirecekleri zamanı ayrı geçirerek birbirine yabancılaşıyor, aralarındaki iletişimin kopmasına sebep oluyorlar. Birlikte sohbet edemez hale gelip, ailece paylaşımlarının kaybolmasına neden olabiliyorlar.

Teknolojinin çocuklar tarafından doğru kullanılması konusunda anne babalara büyük görev düşmektedir. Çocukları televizyon, bilgisayar, akıllı telefon gibi cihazların etkisinden kurtarmak yaşamaları gereken dış ortamlarda vakit geçirmelerini sağlamak gerekir. Artık günümüzde teknoloji bağımlılarının sorunları o kadar rahatsız edici oldu ki bu bağımlıları tedavi edici merkezler açılmaya başlandı.

Dışarıda yaşıtlarıyla oynamaları gereken fiziksel oyunları oynayacak sosyalleşecek ortamları hazırlamak gerekiyor.

Bu konuda bilinçli olarak çocuklarımıza sınırsız özgürlük vermenin sağlıklı olmadığını bilmek gerekiyor.

Organickid Ailesi…

ÇOCUĞUMUN OKUL ÇANTASI NASIL OLMALI?

Okulların açılmasıyla hem velilerin hem çocukların telaşı başladı. Servislere binen ve inen çocukları sık sık görmeye başladık bile.

Gerek servise binen gerekse okul önlerinde rastladığımız çocukların okul çantalarının ağırlığı maalesef ki kendi kaldırma kapasitelerinin çok üzerinde. Daha kas ve iskelet sistemi gelişimini tamamlamamış olan çocukların bu yükün altında nasılda ezildikleri hepimizce malum. Küçük bedenlerine ağır gelen bu yükü nasıl olurda ona zarar vermeyecek forma sokarız? İşte bu yazımızda uzman görüşlerinin önerileri doğrultusunda okul çantasının nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışacağız.

Yapılan araştırmalarda ağır çantasıyla okuluna giden çocuklarda bel ağrısı şikayetlerinin %75’ lere çıktığı gözlemlenmiş. Aslında bu yaşlarda belli ağırlıktaki sırt çantasının kemik ve kas gelişimine katkıda bulunduğunu belirten çocuk gelişim uzmanları, burada dikkat edilmesi gereken konunun ağırlığın kontrol altına alınması olduğunu söylemekteler. Vücut ağırlığının %10 undan fazla yük taşımasının probleme yol açtığı da yapılan araştırmalarda karşımıza çıkmakta.

Çantanın kullanım şeklinin omurgayı doğrudan etkilediğine değinilen açıklamalarda, çanta hazırlanırken uzak mesafe, merdiven inme-çıkma, yokuş inme-çıkma gibi faktörlere dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Çocuğun bedenini çaprazlayan ve tek taraf yük bindiren sırt çantaların, tek omuza takılan çantalara göre omurga düzgünlüğü açısından daha doğru olacaktır.

Doğru okul çantası nasıl olmalıdır?

 Hafif malzemeden yapılmış çantalar tercih etmelisiniz

  • Çanta çok fonksiyonlu olup, bölümleri ve cepleri olmalıdır.
  • Tekerlekli çantalar vücuda daha az yük bindireceğinden tercih sebebi olabilir.
  • Ortalama 5 er cm genişliğinde iki omuz askılı ve bel destek pedi bulunan çantaları tercih edin.
  • Kalça ve leğen kemiğini sararak çantanın ağırlığını omuzlardan alan kemer askıları olan çantalar daha doğru tercih olacaktır.
  • Çantanın ağırlık açısından en yoğun olan kısmı, çocuğun bel bölgesi hizasına gelmelidir. Omuz ve bel askılarını bu şekilde ayarlamalısınız.

Çocuklarımızın yükünü hafifletmek açısında ebeveynler olarak üstümüze düşen görevleri yerine getirmekte daha dikkatli davranmak, onların hem beden hem duygusal sağlığı açısından son derece önemlidir.

Organickid Ailesi….

EN SICAK İLİŞKİ …ANNE – BEBEK

Dünyanın en çıkarsız saf ve sevgi dolu ilişkisi anne – bebek ilişkisidir desek zannederiz en doğru tespiti yapmış oluruz. Yalnızca anne bebeğin kullandığı ve bildiği ortak bir lisanları vardır. Bazen konuşmaya bile gerek kalmadan bakışlarla anlaşırlar. Bu lisan sonsuz sevgilerinin güven duygusunun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasının eyleme yansımış halidir. Var olan iletişim şekilleri arasında en kolay yaptırım gücü olan, kendine has dinamikleri barındıran anne bebek arasındaki bu özgün lisandır 😊

Bebek doğduğu andan itibaren diğer canlı yavrularından ayrılan bir özelliği ile uzun süre anneye bağımlı olarak yaşar. Adeta annenin hala bir uzvu gibidir. Hayata geldiği bu yeni dünya hakkında hiçbir şey bilmez. İçgüdüsel olarak kendisi için önem arz eden konu beslenmedir. Meme emerek beslenme ihtiyacını gideren bebek farkında olmadan bu eylemle duygusal ve fiziksel olarak anneyle bağlarını daha sağlam temellere oturtur.

Yapılan bilimsel araştırmalar bebeğin daha doğmadan annesinin kokusunu tanıdığını kalp atışlarını duyduğunu göstermiştir. Yani bu mükemmel ilişki bebek dünyaya gelmeden çok önce başlamıştır bile.

Bebek geldiği bu dış dünyada sadece annesinin yanında kendisini güvende hisseder. Bu anlamda meme emerken yalnızca beslenme ihtiyacını karşılamaz, gereksinim duyduğu duygusal ihtiyaçlarının da çözümünü annesinden bulur. Tüm beklentilerinin annesi tarafından karşılandığını bilmesi annesiyle geçirdiği yoğun ilişkiden kaynaklıdır.

Anne cephesinde ise yepyeni bir yaşam şekli başlamıştır. Hamileliğinin ilk anından itibaren yoğun bir duygusallıkla bebeğiyle iletişim kurarak onu hayatına alarak kabullenmeye ve sorumluluklarının neler olduğunu anlamaya ve uygulamaya başlar.

Doğum, anne bebek birlikte gerçekleştirilen bir olaydır. Bebeğin dünyaya gelmesiyle tüm yaşamı değişen anne, bebeğinin isteklerini anlatmasının tek yolu olan ağlamasıyla onun tüm ihtiyaçlarına cevap vermeye çaba sarf eder. Onun ağlamasını okuyan tek kişi annesidir. Acıktığını altını kirlettiğini gaz sancısı olduğunu veya ilgi istediğinde hep ağlayarak anlatır. Kadının ilk annelik süreci sabır ve anlayışlı olması gereken bir süreçtir. Paniklemeden ama hızlı bir şekilde hareket etmek ve uyum sürecini en az sıkıntıyla atlamak annelik kapsamı içindedir 😊

Anne bebek ilişkisi ömür boyu süren aynı zamanda özelliğini ve özgünlüğünü kaybetmeyen tek ilişki türü olduğundan tüm toplumlarda kutsal bir ilişki olarak görülür.