ÇOCUĞUNUZUN YARATICILIĞI İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Her anne baba çocuğunun yaratıcı fikirlere sahip olsun, iç dünyasının dışa vursun ister. Bunun için de her yolu deneyerek çocuğunu en güzel şekilde yetiştirmek ister.

Aslında yaratıcılığın ne demek olduğunu tam anlamıyla biliyor muyuz? Yaratıcılık denince sadece sanat dalları resim müzik heykel bale mi gelmeli yoksa yaratıcılık hayatın her alanında mı gerekli?

Yaratıcılık tam olarak hayatın her alanında kendisini gösterebilen ve zeka ile de bağlantılı bir beceridir ve diğer tüm beceriler gibi temeli çocukluk döneminde atılır. Özellikle de okul döneminde yaratıcılığın gelişimi için altın zaman dilimidir. Yaratıcılık çağlara göre değişen bir olgu olmakla beraber zekâ ile birebir ilişkilidir. Fakat her zeki insanın yaratıcı olmadığını söyleyemeyeceğimiz gibi her yaratıcı insana da zeki diyemeyiz.

Yapılan zekâ testlerinde performansı yüksek olmayan bazı çocuklar müzik alanında dahi düzeyinde olabiliyor ya da spor dallarında çok önemli başarılar kazanabiliyorlar. Bu da çoklu zekâ kavramı ve yaratıcılık arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tam da bu noktada yaratıcılığın günümüze uyan en geçerli tanımı, geçmiş tecrübelerimizle şimdi arasında köprü kurmayı sağlayan düşünceler bütünü olarak görülebilir. Günümüzde karşılaştığımız problemleri ve durumları çözerken geçmiş tecrübelerimizden dersler çıkarıyor ya da onlardan faydalanıyoruz. O nedenle ne kadar çok deneyimimiz varsa yaratıcılığımız da o kadar çok ortaya çıkmış oluyor.

Yaratıcılığın problem çözme ile olan yakın ilişkisi, bizim bu beceriyi geliştirmek için yaptığımız faaliyetlerin ana başlıklarını oluşturuyor.
Yaratıcılık yeteneği çocuğun problem çözmesinde, esnek düşünebilmesinde, yeni fikirlere açık olmasında etkilidir. Yaratıcılığını kullanabilen çocukların benlik saygıları ve uyum sağlama becerileri daha yüksek olur. Çocuklara karşı yaklaşımlarda, yarattığı önerilere ve fikirlere açık ve saygılı olmalı onları takdir etmeliyiz. Çocuğun merak duygusunu teşvik ederek keşfetmeye yönlendirmeliyiz. Hata yaptıkları zaman hatalarını düzeltme yoluna gitmeyip farklı yollar denemesi için desteklemeliyiz.

Yaratıcılığı yüksek mutlu çocuklar yetiştirebilmek dileği ile…

Organickid Ailesi.

ÇOCUĞUNUZU BAŞKA ÇOCUKLARLA KIYASLAMAYIN!

Bebeğin daha dünyaya geldiği ilk günden itibaren kıyaslanma çilesi başlar. Senin bebeğin kaç kilo doğdu, benimkinin boyu şu kadar, seninki meme emiyor mu, onunkinin gece uykusu çok iyiymiş….vs soru ve cevapların ardı arkası kesilmeden bebekler kıyaslama bombardımanına tutulur. Oysa bu kıyaslamanın negatif etkileri ömür boyu sürüyor.

Bebeklikten çıkıp çocukluğa ilk adım attığından itibaren ise hepimize tanıdık gelen kıyaslamalar başlıyor. Bak kuzenin nasıl yemeğini bitiriyor, bak ağabeyin odasını nasıl topluyor, biraz örnek al ablanı, Ayşe teyzenin oğlu ne kadar uslu sen neden öyle değilsin gibi cümlelerin yıkıcı etkisinin seviyesi sanılandan daha yıpratıcıdır.

Ebeveynleri tarafından kıyaslamanmaya maruz kalan çocuğun, malesef ki duygusal olarak gelişimleri, beklentilerin altında kalıyor ve özgüvenlerinde ciddi düşüş gözleniyor.

Çocuğun yaşı ilerledikçe kıyaslamanın boyutu da artıyor. Ben senin yaşındayken..diye başlanan cümlelerin ne kadar sık kullanıldığıyla orantılı olarak, çocuğun psikolojisindeki deformasyon değişiyor.

Çocuktaki beklenen davranışla, görülen davranış arasındaki farkın dile getirilmesine ve örnekleme gösterilmesine kıyaslanma denir. Her ebeveyn çocuğunun olumlu ve beğenilen niteliklere sahip olmasını ister, ama bazı anne babanın beklentileri çocuğun yeterlilik düzeyinin çok üstünde olur. Çocuğunun sosyal hayatında kusursuz, okul hayatının mükemmel olmasını, falanca gibi olması gerektiğini sürekli dile getirerek duygusal baskı yaparlar farkında olmadan.

Anne babalar çevrelerinde kendi çocuklarından daha başarılı çocukları gördükçe,  kendi çocuklarını yetersiz görüyorlar. Ve çocuklarının zayıf yönlerini kuvvetlendirme eğilimine giriyorlar. Kendi çocukluklarındaki eksik kaldığını düşündükleri özellikleri abartarak çocuklarında görmek istiyorlar. Çocuğunu motive edeceğini düşündüğü, başarılı çocuklarla kıyaslamaya girişiyorlar. Bu durum genelde sanılanın aksine çocukta motivasyon düşüklüğüne sebep oluyor.

Devamlı kıyaslamaya maruz kalan çocuk kendini yetersiz ve değersiz hisseder. Ve bunun sonucunda mutsuzluk, kıskançlık, öfke, hırçınlık, küsme gibi davranışlar ortaya çıkar. Kıyaslanmanın etkisendeki çocuk sorumluluk almaktan kaçınır çünkü bşarılı olamayacağını, yine başkasının bunu daha iyi yaptığını duyacağını sanır. Yada kendi yaptıklarının daha iyi olduğuna dikkat çekmek için başkalarını küçümseme, alay etme, agresiflik ve uyumsuzluk gibi davranışlar sergileyebilir.

Kıyaslama yerine…

Kıyaslama yerine her yaptığından başarı beklenmemeli, başarısızlığında ise aşağılanıp yüzüne vurulmamalı. Ona her koşulda yanında olduğunuzu, sevildiğini ve asla reddedilmeyeceği algısını vermelisiniz. Örneğin sınavdan düşük not aldığında, endişelmemesi gerektiğini zayıf yönlerini bulup düzeltebilecek yetkinliğe sahip olduğunu, yardıma ihtiyacı olduğunda yanında olduğunuzu belirtin, böylece yalnız olmadığını anlayacak ve sorunu bulup çözmeye yönelecektir.

Organickid Ailesi..

BIRAKIN ÇOCUKLAR KIPIR KIPIR OLSUN!

Çocuğum otur, yapma, bağırma, etrafı kirletme, odanı topla, koşma, oyuncaklarını etrafa saçma…vs bu komutlar uzayıp gidebilir. Sürekli bu komutları siz duysanız neler hissedersiniz?

Çocuğunuz için çevrenizden gelen yorumlarda, ne kadar akıllı, ne kadar uslu yada ne kadar da söz dinliyor şeklindeyse, mutlu olursunuz herhalde. Her anne baba için çocuğu hakkında övgü dolu sözler duymak çok hoştur, gurur duyulacak bir durumdur.

Otur deyince oturan, kalk deyince kalkan,  yapma deyince yapmayan çocuk sizce gelişimi normal olan bir çocukmudur? yoksa endişe edilmesi gereken bir çocukmudur?

Uzmanlara göre çocukların kıpır kıpır olması, merak eden, araştıran, soru soran hareketli olmaları gerekir. Bunları yaparken de haliyle ‘’yaramazlık’’ yapmaları gerekmektedir. Yine uzmanlara göre akıllı çocuk diye birşey olmadığı, yanlış eğitim verilmiş, gelişiminde yolunda olmayan birşeylerin olduğu çocuk vardır, denilmektedir.

Anne baba olarak çocuğunuzu baskıcı bir eğitimle terbiye etmek, onun karakterini değiştirmeye zorlamak çocuğu içine kapanmaya, özgüven eksikliğine kendi başına karar verme yeteneğinin gelişmemesine yol açacaktır.

Bunun yerine çocuğunuzu daha bebeklikten itibaren onu çok iyi tanımaya, dinlemeye, yeteneklerinin farkına varıp zayıf yönlerini, zaaflarını keşfetmeye yönelik yaklaşım sergilemeniz, onun kendinden emin, özgüveni yüksek, kendini ifade edebilen bir birey olarak gelişimini sürdürmeye yöneltecektir.

Bundan dolayıdır ki bırakın çocuklarınız kıpır kıpır olsunlar. Çok soru sormalarından bıkmadan cevaplamalısınız, yanlış yaptıklarında tecrübe kazanmalarına izin verip bundan ders çıkarmalarına, doğruyu kendi deneyimleriyle bulmalarına fırsat vemeli, doğru davranışlarında onları överek bu hareketlerini pekiştirmelisiniz.

Neşeli kıpır kıpır çocuklarla hayatın çok daha güzel olduğuna inananlardanız…

Organickid Ailesi.

ACABA ÇOCUĞUM NARSİST Mİ?

Elbette ki her anne baba çocuğunun en mükemmel şekilde yetişmesini, kişilik gelişiminin doğru olmasını ister ve bunun için çaba gösterir. Ama bazen işler umduğunuz gibi gitmeyebilir.

Çocuğunuz gittikçe artan bir seyirle “ben merkezci” davranışlar sergiliyorsa dikkat etmeniz gerekir. Ben merkezci olmakla özgüven sahibi olmayı karıştırmamak gerekir. Sağlıklı bir özgüvenin geliştirilmesini gerektiren bu durumun oluşmaması için bazı belirtilere dikkat edilmelidir.

Bir çocuğun özgüven sahibi olması narsistlik olarak değerlendirilmemelidir, aradaki hassas çizgiyi atlamamak gerekir. Özgüveni yüksek çocuk, başkasının haklarını ihlal etmediği gibi ihtiyaçlarına da saygı göstereceğinden bunun benmerkezcilik değil özgüven sonucuna dayandırabilirsiniz.   Narsistlikten uzak, gelişimini sağlıklı sürdüren bir çocuk başkasının haklarını, onların iyiliğini düşünenen samimi bir davranış  sergileyerek olumlu ipuçları verecektir.

Narsistlik belirtileri :

Narsistlik bir kişilik bozukluğu olarak kabul edimektedir. Empati duygularının gelişmediği durumlarda ortaya çıkan narsisitlik ileride yetişkin olduğu zaman bireyin bu kişilik bozukluğuna bağlı bir dizi olumsuz başka bozuklukların oluşacağına dair alarm zillerinin çaldığı yönünde değerlendirilmelidir.

  • Zarar verici bir biçimde insanları rahatsız eden ve bezdirici eğilimlerin olduğu davranışlar,
  • İnsanlarla dalga geçme,
  • Çevresindekileri hatta en yakınlarını dahi aşağılama,
  • Tehditkâr davranma,
  • Kazanma hırsıyla çıkarları için başkasının canının yanacağına aldırış etmeden yalan söyleme,
  • Yalanlarının sonucunu başkasının hatası olarak görme ve gösterme,
  • Hatasını söyleyen kişiye saldırma,
  • Kendisini aşırı derecede herkesten değerli görme ve bunu sık sık dile getirme,
  • Kendi ihtiyaçlarının önceliğini herkesten önde tutma,
  • Hangi koşulda olursa olsun her zaman özel bir muamele görme hakkının olduğunu düşünme,
  • İsteklerinde kendisini son derece haklı görme,
  • Kötü olan sonuçlar için başkalarının suçu olduğunu düşünme,
  • İnsanlarla ekip çalışması yerine onlarla rekabet içine girme.

 Peki ne yapmak gerekir?:

  • Empati yapmayı öğretmelisiniz.
  • Açgözlülüğü onaylamadığınızı ona belli etmelisiniz.
  • Çocuğunuzun özel muamaele beklemesini engelleyerek ona prenses veya prensmiş gibi davranmayın.
  • Kibarlık ve dürüstlük olgularına değer verdiğinizi her fırsatta gösterin.
  • Onun bulunduğu ortamlarda hak ve hukukun ne kadar önemli olduğunu vurgulayan konuşmalar yapın ve siz de davranışlarınızla bunu gösterin.
  • Bencil davranışlarında onu uyararak yaptığının yanlış olduğunu söyleyin.
  • Çocuğunuza davranışların sözlerden daha güçlü olduğunu hatırlatın.

BEBEĞİMİN SUSADIĞINI NASIL ANLARIM?

Tüm canlılarda olduğu gibi iki yaşını doldurmamış bebeklerin susuz kalması ciddi problemlere neden olabilir, daha konuşup kendini ifade edemeyen bebeğinizin susadığını nasıl anlayacaksınız?

Vücuda giren su miktarının, vücuttan dışarı atılan su miktarından daha az olması halinde dehidrasyon meydana gelir. Bu durum tüm canlılar gibi bebekler için de oldukça tehlikelidir. Özellikle iki yaş altı bebekler için önemli sorunlara sebebiyet verebilir. Bunun içindir ki bebeğin susuz kaldığının belirtilerini öğrenmek gerekir. Ve herhangi bir olumsuzlukta derhal doktorunuza bilgi verip müdahele edilmesini sağlamalısınız.

İki yaşını dolduran bebekler artık susadıklarını söyleyebilir, ihtiyaçları hakkında daha anlaşılır hale gelirler, ama daha küçükler için ebeveyn olarak onu gözlemlemek ve dikkatinizi vermek sizin göreviniz olmalıdır.

Bebeğin susuz kalmasına işaret eden belirtiler:

Bebeğinizin susuz kalması halinde vereceği belirtiler öncelikle ağız ve çevresinde kuruluk, cansızlık, huysuz ve asabi davranış sergilemesi, ağladığında ise gözyaşının olmaması gelir. Susuz kalan bebekler uzun süre mesela 6-7 saat boyunca bezlerini ıslatmayabilirler. Bezini değiştirmek için altını açtığınızda çiş renginin her zamankinden koyu renkli ve ağır bir kokusu olduğunu görebilirsiniz. Böyle bir durumu doktorunuzla paylaşmanız gerekir.

Susuz kalmanın daha da ileri boyutları vardır. Dehidrasyon konumuna gelmiş şiddetli boyutlarında ise bebeğin gözlerinde içe çökme, aşırı uykulu hali, aşırı huysuzluk görülür. İleri derecede susuzluk halinde bebeğin elleri ayakları soğuk olur hatta kafatasında çökmeler oluşabilir. Çok susuz kalan bebeklerin komaya bile girdiği olaslıklar arasındadır.

Susuzluk seviyesi ileri düzeyde değilse ihtiyacı olan sıvı verilerek tedavi edilmelidir. Yalnız mutlaka verilecek sıvının doktor tavsiyesiyle belirlenmesi gerekir. Tek seferde ve fazla miktarda sıvı vermek yerine, azar azar çay kaşığı ile doktorun önerdiği şekilde anne sütü veya mama verilmelidir. Fazla verilen sıvı bebekte kusma veya tükürmeye sebep olabilir.

Bebekte görülebilecek susuzluk belirtilerinde gerekli önlem mutlaka alınmalıdır. Şiddetli susuzluk belirtilerinde ise vakit geçirmeden en yakın sağlık kuruluşuna gitmelisiniz.

Sağlıklı bebekler büyütebilmek dileği ile…

Organickid Ailesi.

BEBEKLER İÇİN YUMURTANIN GEREKLİLİĞİ!

Her canlının özellikle de bebeklerin dengeli ve yeterli beslenmeleri gerekir. Hayatın temellerinin atıldığı bebeklik döneminde beslenmenin önemi ilerleyen yıllarına yön verici niteliktedir.

Hiç şüphe yoktur ki bebek beslenmesinde süt ve süt ürünleri ne kadar kıymetliyse yumurta da o denli kıymetlidir. Yumurta tok tutma özelliğinin yanısıra bebekler için oldukça zengin demir, çinko ve kalsiyum deposudur. Ama bebeğinde kilo ve alerji sorunu olan annelerin yumurta konusunda iki kez dikkatli olmaları, bazı noktalara özellikle hassasiyet göstermeleri gerekiyor.

Bebeğin gelişiminde yeterli ve doğru beslenmesinin gelişimine ve büyümesine katkıları doğrudan etkilidir. Doğumundan itibaren iki yaşına kadar olan süreçte çok hızlı büyüme ve değişim gösterdiği dönem olduğundan beyin gelişiminin yüzde doksanı tamamlanır, aynı zamanda bağırsak mikrobiyotasının erişkin halini aldığı yeme ve içme davranışlarının geliştiği önemli ve hassas bir dönemidir.

Bebeğin doğumundan altıncı ayına kadar olan süreçte anne sütü tüm beslenme ihtiyacını karşılar ama daha sonraki aylarda tamamlayıcı beslenme gerekir. Bu besinlerde yeterli protein, yüksek enerji, içeriğine ve minik mide yapısına uygun olması gerekir.

İşte tam da bu dönemlerde yumurta çinko, demir, kalsiyum, B Vitamini gereksinimlerini karşılayan, ulaşılması kolay, ucuz, püre haline gelebilen, kolay hazırlanan, çabuk pişen çok değerli bir tamamlayıcı besin olarak bebeğe verilmelidir. Bebeğinize bu değerli besini 6-8 aylar arası haşlanmış şekilde sadece sarısını, sekiz aydan sonra ise sarısıyla beraber beyazını da yedirebilirsiniz.

Kalsiyumun demir emilimini azaltmasının bilinmesiyle beraber süt ve yumurtanın tüketilemeyeceği gibi yanlış bir düşünce vardır. Yumurtadaki demirin  kırmızı et ve tavuktaki demir emilimi kadar yüksek olmaması sebebiyle süt ve yumurtanın beraber tüketilmesinde sakınca yoktur.

Sağlıklı bebekler yetiştirmeniz dileği ile…

Organickid Ailesi.