2 YAŞ SENDROMUYLA NASIL BAŞ EDİLİR?

Çocuklar için 2 yaş sıkıntılı bir süreçtir, kendisini yeni fark etmeye başladığı, birey olduğunu algıladığı, her konuda herkese söz geçirmeye çalıştığı, arkadaşlarına ya da anne babaya vurma isteği duyabildiği, yemek yemeye direnme, uyku uyumam, söz dinlememe gibi davranışlar sergilediği, oyuncaklarını yere attığı ya da bilinçli bir şekilde kendini yere attığı gözlenebilir. Önemli olan, anne baba olarak bu sürecin geçici olduğunu bilerek sabırla yaklaşmanızdır. Sizi ne kadar sinirlendirse de hiç dinlenemediğiniz soluksuz günler yaşatsa da bu dönemin geçici olduğunu bilmelisiniz.

“Bu dönem ile nasıl başa çıkılır, neler yapmalıyız” derseniz sizin için birkaç önerimiz var;

-Çocuğunuzu engellemeye çalışmayın, bu evrede çocuğunuza kullanacağınız “hayır” kelimesi kişiliğinin oluşmasında olumsuz etki yapacaktır.

-Onunla inatlaşmayın, herhangi bir konuda inatlaştığınızda “kendisini öfke veya inat” konusunda kontrol edemediği için tepkilerini kontrol edemeyebilir.

-Dokunduğu şeylere dokunmasını engellemeyin, kendi sonuçları ile kendisi yüzleşmelidir. Bu yaşta edinilen tecrübeler ileriki yaşlarda çocuğunuzun içe dönük olmasını engelleyecek ve özgüven sahibi biri olmasını sağlayacaktır.

-Bol bol dışarı çıkarın, enerjisini sizinle inatlaşma ya da huysuzluk yapma gibi olumsuz şeylere harcamasındansa koşup oynamaya harcaması gün içinde sizinle daha uyumlu ve mutlu olmasını sağlayacaktır.

-Yapmasını istemediğiniz bir davranışla karşılaştığınızda uzun uzun açıklama yapmanız işe yaramayacaktır. Bunun yerine ilgisini başka yöne çekmek en doğru davranıştır. Örneğin, çocuğunuz yemek yemek istemiyorsa bunu bir oyun haline getirebilirsiniz. Bir elmayı ya da armudu bir kukla haline getirebilir, ona bir karakter yükleyip bir masal kahramanı yapabilirsiniz. Birlikte ona yemek yedirmeye çalışabilirsiniz. Zamanla masalların için o karakterin arkadaşı olarak onu da hikayelerinize dahil edebilirsiniz. Aynısı uyku uyumama isteği için de kurgulanabilir.

-Çocuğunuzun huysuz ya da kötü bir çocuk olduğunu asla düşünmeyin. Dünyaya ayak uydurmaya, bedenine ve size uyum sağlamaya çalışan bir birey olduğunu hatırlayıp ona destek olmalısınız. Bu süreçte göstereceğiniz sabırlı davranışların meyvesini 3 yaş sonrasında alacağınızı söyleyelim. Çünkü 3 yaşından sonra sizin ve dünyanın kurallarınıza uyum sağlamaya başlayacak ve buna göre gelişim gösterecektir.

Bu durumu bir problem olarak görmek yerine size ihtiyacı olan bir dönem olarak görürseniz daha kolay atlatacağınızdan eminiz.

Mutlu yarınlara!

ÇOCUKLARDA İNATLAŞMA SORUNU

Neredeyse tüm çocukların belli bir dönemde gösterdiği inatçı davranışlarla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyorsanız bu yazıyı okumalısınız.

Çocuğunuz söylediğiniz herşeye “hayır” diyorsa endişelenmeyin, bunu yaşayan milyonlarca anneden birisiniz. Her gelişim döneminde görülebilen inatçı davranışlar, çocuğun birey olduğunu fark etmeye başladığı anda başlar ve bağımsızlığını ortaya koymaya başlar. Hatta bazen kimlik arayışı dönemi olan ergenlik döneminde daha ileri boyutlara gidebilir.

Çocuklar özellikle 2-4 yaş arasında kendisini, birey olduğunu anlamaya başladığı için bu dönemlerde bilinçli olarak “hayır” demeye başlayacaktır. Birkaç yıl öncesinde tüm ihtiyaçları için anne babaya muhtaç durumda olan bu küçük varlığın nasıl olur da kendi kararlarını verebildiğini, kendisine “hayır” diyebildiğini kabul etmek zor olabilir. Ancak çocuk bu yaşlardan itibaren kendi seçimlerini yapma eğilimi gösterdiği için aslında O’nu yetenekli olarak değerlendirmelisiniz.

Bazen neyi isteyip istemediğine tam olarak karar veremediğini, keyfi olarak da “hayır” dediğini görebilirsiniz. Bu durumlarda anne baba ile çocuk arasında yaşanan iç çatışmalara dikkat etmelisiniz. Genelde “ben” odaklı düşünmesinin, dünyanın kendi etrafında dönmesini istemesinin sonuçları olarak ortaya çıkan bu egoist davranışlar, küçük kurallarla zaman içinde kaybolabilmektedir.

Her çocukta yaşanabilen, küçük yaşlarda başlayan bu durumun, ebeveynler ile çocuk arasındaki iletişimsizlikten kaynaklandığını kabullenmeli ve kısır döngüye dönüşmeden çözmelisiniz.

Peki, ne yapmalı?

Çocuklar sizin ne kadar tutarlı olduğunuzu test etmeye bayılır, bu yüzden sınırlarınızı belli etmeli ve sınırlarınız konusunda istikrarlı olmalısınız.

Eğer evde herhangi bir konu için bir kural konulacak ise bunu birlikte düşünmeniz, kendisinin de birey olarak algılandığını ve fikirlerinin ebeveynlerce değerli bulunduğunu hissettirecektir.

Kurallar kendisi için olduğu kadar sizin için de geçerli olmalıdır. Bunu görmek, karakterinde yumuşamayı sağlayacaktır.

Bir konuda çocuğunuza “hayır” diyorsanız nedenini açıklamalı ve mümkünse alternatif bir şey sunmalısınız. Önemsendiğini hissetmesi, sebepli sebepsiz “hayır” çıkışlarını azaltacak ve zamanla tamamen ortadan kaldıracak kadar etkili bir histir.

En önemlisi de “ben sana öyle yap demedim”, “benim dediğim gibi yapacaksın” gibi cümlelerden ya da aile sohbetlerinizde “benim çocuğum benim sözümü dinler” gibi cümlelerden uzak durmalısınız. Özgüveni kırılmayacak şekilde kurallar koymalısınız, herhangi bir şey yapacağı zaman nedeni bildiği kurallar çerçevesinde hareket etmesini sağlamak en kesin çözümdür.

KÜÇÜK ÇOCUKLARDA ANNEDEN AYRILMA KORKUSU

Tüm bebekler annelerine bağlıdır, kokusuna, varlığına, sesine her şeyden çok ihtiyaç duyarlar. Bazı bebekler ise özellikle 1 yaşını doldurduktan sonra annelerine olan bağlılıklarını kontrol edemeyebilirler. Anne tuvalete ya da duş almaya gittiğinde kapının önünde ağlama krizlerine varan boyutlara dahi gelebilir. Uyuyor dahi olsa, büyükannesine bırakıp markete gitmek istediğinizde çocuğunuz hissetmiş gibi kalkıp ağlama seanslarına başlayabilir.

Peki, bu durum normal midir, bu durumu aşmak için ne yapmak gerekir?

En baskın olarak 2. yaştan itibaren görülen bu anneden ayrılma korkusunu normal görmek ve sağlıklı gelişimin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Ancak bu bakış açısı, konunun ciddi olmadığını göstermez. Bu konuyu aşmak için çocuğun endişelerini anlamaya çalışmak ve doğru adımları atmak önemlidir.

Çocuğunuz sizden ayrılma korkusu yaşıyorsa nasıl davranmalısınız?

Aslında daha ilk baştan itibaren çocuğunuzu ayrılma konusuna alıştırmalısınız. Her an yanında olamayacağınızı, O’nu çok sevdiğinizi, işiniz biter bitmez kendisi ile vakit geçirmek istediğinizi açıklamalısınız. Örneğin; “ben şu işlerimi halledip döneceğim. Bir aksilik olmaz ise şu saate kadar döneceğim. Bu süre içinde anneanneni (ya da kiminle bırakıyorsanız) üzme, olur mu? Döndüğümde sana neler aldığımı göstereceğim” gibi açıklamalar yapmalısınız. Bu açıklamalar başlarda çok etkili olmayacaktır ve çocuk ayrılık zamanı şiddetli ağlama krizleri geçirebilir.

Fakat ebeveyn döneceği hakkında söz vermeli ve evden çıkış seremonisini uzatmadan ayrılmalıdır. Döndüğünüzde ise, çıkmadan önce yaptığınız konuşmayı hatırlatarak sözünüzde durduğunuzu hatırlatmanız sonraki süreçlerde size güvenmesini sağlayacaktır. İlave olarak, evden çıktığınızda çocuğunuzla birlikte bıraktığınız kişinin çocuğunuza tutumu da sizi destekler nitelikte olmalıdır. Sizin işinizin olduğunu, halleder halletmez geri döneceğini ve bu süreyi zarfında örneğin uyuyarak ya da sevdiği bir çizgi filmi izleyerek veya oyun oynayarak daha çabuk geçirebileceği sevecek bir dille anlatmalı ve sevgi dolu bir şekilde çocuğu kucaklamalıdır.

Nasıl tedavi edilebilir?

Tedavinin ilk adımı, çocuğunuz fark etmeden çıkmaya çalışmaktan vazgeçmektir. Böyle durumlarda, çocuk anneye olan güvenini kaybetmektedir. Annenin ne zaman geleceğini bilmediği için evin içindeki ufak ayrılıklarda bile (banyo, wc) ciddi tepkiler koymaya başlayacaktır. Çocuğunuzun terkedilme korkusunu tetikleyen bu davranışınızın yerine çıkacağınızı O’ nunla paylaşıp anlayış göstermesini istemelisiniz. Mümkünse başlangıç ayrılıklarının süresini zamanla artırmalısınız. Dönüşünüzde O’nunla daha fazla vakit geçirerek, sevdiği oyunlar oynayarak kısacası keyifli vakit geçirerek bilinç altında gidişinizin dönüşünde O’nun için keyifli anlar yattığını özümsetebilirsiniz.

DOĞRU BEBEK BAKICISI SEÇİMİ NASIL OLUR?

Çalışan anneler için, bebeğinin doğru ellere emanet edilmesi, çalışma hayatının sürdürülebilmesi ve aile hayatı için önemli bir yere sahiptir. Bebeğinize, sizin kadar iyi bakabilecek, yemek yemediği zaman üzülecek, uyku düzeninin oluşturulması için çabalayacak, tehlikelerden esirgeyecek bir bakıcı bulmak, günümüzün en büyük problemlerinden biridir, her iki ebeveynin de çalıştığı aileler için.

Peki, 9 ay büyük zorluklarla karnınızda taşıdığınız ve doğduğu andan itibaren yanınızdan ayırmak istemediğiniz minik meleğinizi bakıcıya nasıl teslim edeceksiniz?

Çalışan annelerin en büyük endişelerinden biri de çocuğunu bir başkasına teslim etmektir. Çalıştığı süre zarfında bebeğinize bakacak olan kişide hangi özellikler olmalı, bu özellikler çocuğunuzu nasıl etkileyecek gibi soruların yanıtlarını vermeye çalıştığımız yazımızda annelerimizin endişelerini bir nebze de olsa dindirmeye çalışacağız.

Bebeğin özellikle ilk yılında annenin yanında olması, beslenme, temizlik, sevgi ve ilgi gibi temel ihtiyaçlarının direk anne tarafından karşılanması gerekse de çalışan anneler için bu durum mümkün olmuyor. Böyle bir durumda, bebeğin kendisiyle düzenli ilgilenebilecek ve ilişki kurabilecek bir kişiye bırakılması gerekiyor. Çünkü bu erken dönemlerde bebekler, kendisini ve dış dünyayı algılayabilmesini bu ilişki üzerinden gerçekleştiriyor.

Bebek bakıcısının sakin, huzurlu, sabırlı, sevecen, hayat dolu, çocukları seven, dürüst ve kalıcı olması çok önemlidir. Bakıcının eğitim durumu bu özelliklerden sonra gelmektedir. Bebeklik döneminde sevecen ve sıcak bir ilişkinin kurulması, bebeğinizin ihtiyacı olan en temel ihtiyacıdır. Bu özelliklere sahip olan bir bakıcı zaten çocuğunuzun öğrenme koşullarını doğru yönlendirecektir.

Bazen daha eğitimli bakıcılar tercih edilse de çocukların ilk 3 yılda doğal öğrenme ortamının yaratılması daha doğrudur. Çocuk zaten bu süre içerisinde çevre koşulları uygun olduğunda, yeterli zihinsel beceri gelişimi ve oyun malzemeleri sunulduğunda çevreyi keşfedecek ve gelişim basamaklarını rahatça ilerleyecektir.

Bebek bakıcısının acil durumlarda ya da stresli bir durum karşısında nasıl tepki verdiğini, olumsuz bir durum karşısında kızdığında ne yaptığını, neden bebek bakıcısı olmak istediğini, bu işi ne kadar süreyle yapmak istediğini, tahammülünün sınırlarını, kendi aile yapısını, varsa çocukları ve eşi ile olan iletişiminin nasıl olduğunu öğrenmeniz çok önemli.

Bu sorulara yanıt verirken sizinle iletişim kurma yöntemine, beden diline, bebeğinizle olan ilk temasına dikkat etmelisiniz.

Mutlu yarınlara!

ÇOCUKLARIMIZA KORKUYU ÖĞRETMEK!

Her canlı doğduğunda korku nedir bilmez!

Korku, doğduğumuz ailede öğrenilir, ailenin geleneklerine, hayata bakışına, vizyonuna ve daha birçok değişkene bağlı olarak çocuklara aktarılır. Çoğu aile, çocuklarını terbiye etmek, uslu durmasını sağlamak gibi nedenler için çeşitli şeylerle korkutur, bazen bir masalla, bazen sevmediği şeylerin başına geleceğini söyleyerek, bazen aç ya da yalnız kalacağını hatırlatarak. Çoğu zaman bilinçsizce kullanılan korku unsuru, çocuklarımızda kişilik bozukluklarına, özgüven kaybına, yetersizlik hissine sebep olur.

Aslında korku temelde 2 amaca hizmet eder, biri konsantrasyon diğeri ise harekete geçirme özelliğidir. Bu iki unsur, çocuğun yetişkin olduğunda da ihtiyacı olan konulardır. Çocuk ani bir durum oluştuğunda örneğin şimşek çaktığında ya da yüksek sesli bir durum oluştuğunda çevresine dikkat kesilir ve konsantrasyonunu sağlamış olur.  Ya da değerlendirmesi sonrasında o ortamdan kaçmasına yani harekete geçmesine neden olabilir.

Ancak, çocuklarımıza kontrolümüz dışında aşılanan ve kişiliği için tehlike oluşturabilecek korkuları kontrol altına almayı ve bunu nasıl yapacağını O’na da öğretmeliyiz.

Çocuklarımıza korkuyu kontrol altına almaları konusunda nasıl eğitebiliriz?

1-Bir konunun üzerine gitmesini ya da o şeyden vazgeçmesini istediğinizde yapacağınız açıklamalar gerçeğe dayanmalı; sırf onları vazgeçirmek için ya da yüreklendirmek için mesnetsiz sebepler sunmak yerine o şeyin neden olmaması gerektiğini, neden yapmaması gerektiğini açıklamaya çalışın. Neden korktuğunu anlatmasına izin verin, önsezilerini küçümsemeyin. Sabırla dinleyin ve konunun üzerinde durun.

2-Herhangi bir korkusunu fark ettiğinizde neden kendini güvende hissetmediğini, korkusunu yenebilmek için nasıl bir ortama ihtiyaç duyduğunu birlikte düşünün.

3-Eğer korktuğu şey bir hayal ürünü ise bunu ona incitmeden anlatmalısınız. Kendinizden ve kendi küçüklüğünüzden vereceğiniz örneklerle korkusunu kontrol altına alabileceğini anlatın.

4-Siz yanınızda olmadığınız zamanlarda edinebileceği farklı korkular için hayal dünyasında çözüm üretmesine yardımcı olun. Örneğin; gece rüyasında korkup size seslendiğinde ve sesini duyuramadığında çocuğunuz bu korkusuyla nasıl baş edeceğini biliyor mu? Örnekleme yapmalısınız, örneğin “eğer …….. olsaydı ne yapardın?” gibi sorularla o an geldiğinde ne yapabileceğini, bu durumla nasıl baş edeceğini düşünmesini sağlayın.

Çocuklarımızın kendilerini koruyabilmeleri için korkuya gereksinimleri elzemdir ve çocuklarımız için korkusuz bir dünya yaratmamız mümkün değildir ancak önemli olan korku ile nasıl başa çıkabileceklerini öğretmektir.

Mutlu yarınlara!

BEBEK ARABASI ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?

Bebek arabası, bebek beşiği, ana kucağı, oto koltuğu gibi ürünleri almak ciddi bir araştırma gerektirir. Çok fazla seçenek arasından bebeğinize göre olanı bulmak, rahat edebileceği, aynı zamanda ekonomik olan ürünü bulmak uzun süren bir araştırma gerektirebilir. Özellikle de bu ve benzeri ürünlerin birkaç nesil büyütmesi istendiğinden kalitenin ön planda tutulması, uzun vadeli ekonomi için elzemdir.

Bu yazımızda bebek arabası alırken en çok hangi konuları göz önünde bulundurmanız konusunda birkaç öneri sunmak istedik;

1-Tasarımı, rengi hatta markası bile güvenlik özellikleri kadar önemli değildir. Minik yavrunuzu taşıyacak olan bu önemli aracın her şeyden önce güvenlikli olması gerekir.

2-Bebeğinizi arabaya koyduğunuzda emniyet kemerini rahatça bağlayabilmelisiniz ve emniyet kemeri beş noktadan bağlanabilmelidir.

3-Tekerleklerin boyutu çok önemlidir. Çapının büyük ve içinin hava dolu olmasına bilhassa özen göstermelisiniz.

4-Her zaman iki elinizle kuramayabilirsiniz, yani kucağınızda bebeğiniz varken bile tek elle açılıp kapanabilmelidir.

5-Yolda ne ile karşılaşacağınız belli olmaz, en çok eğimli yerlerde işinize yarayacak bir konu olan arka tekerlekte fren sisteminin olmasına dikkat etmelisiniz.

6-Arabanın kumaş kısmının bebeğinizin cildine zarar vermeyecek bir kumaş olmasına dikkat etmelisiniz, yaz sıcağında terletmemeli, kış soğuğunda üşütmemelidir. Eğer arabanın güneşlik kısmı var ise bu kısımda bebeğinizin direk olarak Güneş ışığından etkilenmemesi için UV filtreli olmasına özen göstermelisiniz.

7-Uzun gezilerde dahi sizi yormayacak bir kolaylıkta sürüş keyfi yaşatmalıdır.

8-Bebeğinizin engebeli yollarda sarsılmasını engelleyecek yaylanma ya da süspansiyon sisteminin olması gerekir.

9-Annelerin bebekleriyle birlikte çıkacağı alışverişlerde en çok kullandığı alt sepet kısmının mümkün olduğunda geniş olmasına dikkat etmelisiniz.

10-Katlandığında arabanın bagajına sığabilecek bir büyüklükte olmalıdır.

11-Bebeğiniz gezintiniz sırasında etrafı izlemek istediğinde, sırt kısmının rahatça kalkabilmesi ve bu alanın bebeğinizin omurga yapısına uygun olması çok önemlidir.

Bu özellikler çerçevesinde kaliteden ödün vermeden bütçenize uygun bir bebek arabasını bebeklikten itibaren 3-4 yaşına kadar rahatlıkla kullanabilir ve birkaç nesil daha büyütebilirsiniz.

Mutlu yarınlara!

ERKEK ÇOCUK ANNESİ OLMAK

Anne olmak, anlatılmayacak bir his elbette. İster kız annesi ister erkek annesi olun, tarifi olmayan bir duygu. Karşılıksız sevginin en saf halini yaşayacağınız “annelik” mertebesi, hem çok keyifli hem de bir o kadar zorlu deneyimlerle doludur. Erkek annesi olmak ise biraz daha adrenalin, biraz daha sabır ve biraz daha hızlı bir hayat yaşamayı gerektirecektir.

Erkek annesi olmak, sürekli uyanık ve dikkatli olmak demektir; her an her şeyi merak eden, sürekli yeni şeyler keşfetmek isteyen bir çocuğa sahip olacağınız için tetikte olmak zorundasınızdır. Özellikle küçük yaşlardan başlayarak kız çocuklarına göre çok daha meraklı ve hareketli oldukları için olası tehlikeleri fark edecek şekilde algılarınızın her an açık olması gerekir.

Konu, ders çalışmak ya da kitap okumak olduğunda sinirlerinizin alınmış olması gerekir, çünkü erkek çocukları bu tür anlarda kız çocuklarına nazaran daha çok dikkat dağınıklığı yaşarlar. Toleransı yüksek bir anne olmak ve O’na anlayışla yaklaşmak zorundasınız.

Her çocuk masallara bayılır, ama erkek çocuğu annesi iseniz bilmeniz gereken masallar Pamuk Prenses, Rapunzel gibi karakterleri içermemeli. Daha çok aksiyon içeren, heyecan dolu ve yerinde olmak isteyeceği karakterleri barındıran masalları araştırmalı, öğrenmelisiniz.

Kız çocuklarına göre %30 daha fazla kasa sahip oldukları için, daha güçlü olduklarını ve daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacaklarını söylemek yersiz olmaz. Bu ise, oyun oynarken, arkadaşları ile oynarken, evin içinde koşuştururken çok fazla dikkatli olmanız anlamına geliyor.

Beyinlerinin kız çocuklarına göre sağ lobunun daha belirgin gelişimi sonucu, keskin kararlar almaya daha meyillidirler. Bunun sonucunda matematik, fen bilimleri gibi alanlara yönelim gösterebilirler. Peki, bu ne demek oluyor derseniz duvarda renkli kalemlerle çözülmeye çalışılan problemler, uçaklar, arabalar demek oluyor J

Doğaları gereği dövüşçü bir yapıya sahiplerdir, agresif bir yapıya sahip olmasını engellemek için bu enerjilerini daha doğru bir şekilde dışa vurmaları konusunda sürekli tetikte olmanız gerekir.

Kız çocuklarına göre daha çok hasta olurlar, bu hastalıkların çoğu duygusal açıdan daha kırılgan olmalarından kaynaklanır. Kırılgan yapılarının altında yaşları kaç olursa olsun naif, ilgiye ve sevgiye aç bir minik olduğunu unutmayın.

Yakışıklı prensinizle mutlu yarınlara!

ANNE OLMAK VE SPOR

Anne olmak, çocuğu için sürekli hayal kurmaktır aslında. Her şeyin en güzelini o yapsın, her şeyi o başarsın isteriz. Sınıfının en başarılı çocuğu olsun, arkadaşları arasında en çok sevilen O olsun, en güzel okullara gidip en güzel hayatı yaşasın… Her şeyin “en” i O’ nun olsun isteriz. Hele ki bir de çocuğumuz sporla ilgileniyorsa bu dayanılmaz güzel bir histir. O’ nu bedenine saygı gösterirken, sağlıklı yaşamaya gayret ederken görmek inanılmaz güzel ve gurur duyulacak bir konudur.

Bunun bir üst noktası ise sizin de O’ nunla birlikte spor yapmanız, tuttuğu takımın oyuncularını biliyor olmanız ve hatta maçları hakkında kritik yapmanız, sizin olduğu kadar çocuğunuz için de inanılmaz bir mutluluktur.

Çocuğunu kendi hayatı akışında yalnız bırakmaktan ziyade, sahip olduğu bu sağlıklı hobisi hakkında O’nunla sohbet etmek, sohbet ederken yalnızca O’nu dinlemekten ziyade konu hakkında bilgi sahibi olarak konuşmak hayal bile edemeyeceğiniz bir mutluluktur, O’nun için. O takımını tuttuğu futbol takımının son maçını izlerken, yanında huzursuz bir şekilde oturup “bir an önce bitsin de başka kanala geçeyim” hissini vermekten ziyade, birlikte eğlendiği, izlediği şey hakkında tartışıp fikir alışverişi yaptığı bir anneye sahip olmak, sizi çocuğunuzun gözünde “cool anne” yapar.

Spordan hoşlanmayan bir çocuğunuz var ise önce onları alıştırmalısınız. Spor yapan bir oyuncak bebek ya da mekik çeken göbüşlü bir ayıcık belki de ip atlayan bir tavşan işinizi çözebilir. Bu oyuncaklarla oynarken sizi de günün belli bir saatinde spor yaparken gören bir çocuk mutlaka zaman içinde sizin gibi spora yönelecektir. Aranızda ufak yarışlar düzenleyerek spora alışmasını, sporu bir yaşam biçimi olarak benimsemesini sağlayabilirsiniz.

Anneler olarak, küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza kazandırmak istediğimiz alışkanlıkları dikkatlice seçmeli ve O’nlar için sağlıklı olacağını düşündüğümüz alışkanlıkları baskıcı bir şekilde değil “sürece dahil olarak” kazandırmalıyız.

Mutlu yarınlara!

ANNE BABA OLMAYA GERÇEKTEN HAZIR MISINIZ?

Anne baba olmak defalarca düşünülmesi gereken ve pek çok açıdan ciddi sonuçlar doğurabilecek bir konu. Her şeyden önce ruhsal ve maddi açıdan iyi kurgulanması ve analiz edilmesi gerektiğine inandığımız bir konu.

Doğurmakla bitmeyen, aksine nefes almaya başladığı anda her geçen gün sorumluluklarınızın artacağı bir hayat anlamına gelen “anne baba olma kararı” hem sizin hem de çocuğunuzun hayatı için ciddi bir karardır. Neden anne baba olmak istediğinizle başlayarak plan yapabilirsiniz. Bazı durumlarda evliliği kurtaracağı düşünülen çocuk kararı, çoğunlukla ebeveynlerden yalnızca biriyle büyüyen ve ayrılmış çiftlerin arasında mekik dokuyan bir çocuk demek olabiliyor. Bazen ise evliliğin “aile” olabilmesi için olmazsa olmaz bir koşulu olarak görülüyor ve çevre dayatması ile anne baba olmanız gerektiği ifade ediliyor..

Ancak anne baba olmak bunların hiçbiri ile alınabilecek bir karar değildir! Anne baba olmak için sebeplerinizi iyi belirlemeli ve bu sebeplerin geri kalan hayatınızda yaşayacağınız değişiklikler için “gerçek nedenler” olup olmadığı iyi analiz etmelisiniz.

Anne baba olmaya gerçekten hazır olup olmadığınızı, bir heves olup olmadığı anlamak için birkaç soru hazırladık;

Kendinizden başka bir canlıya “o kendisini idame ettirmeyi başarana kadar” bakabileceğinizi, bu sorumluluğu her koşulda alabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Eşinizin sizinle aynı şeyi aynı oranda istediğinden emin misiniz? İlişkinize ve ya çocuk isteğine en ufak bir şüphe olmadan inanıyor musunuz?

Var olan bütün kötü alışkanlıklarınızı bırakmaya, bebeğiniz rahminize düştüğü andan itibaren kendinize eskisinden çok daha iyi bakmaya, sürekli okuyup öğrenmeye açık olmaya, vücudunuzun şeklinin bozulabileceğine hazır mısınız?

Bebeğiniz dünyaya geldiği andan itibaren siz mutsuz olsanız dahi onun için mutlu ve güçlü olmak zorunda olduğunuza hazır mısınız?

Kariyeriniz, gelecek planlarınız için bebeğinizin olması sizi nasıl etkileyecek? Onu siz mi büyüteceksiniz, bir başkası mı?

Kendinizi ve eşinizi bir canlının sorumluluğunu alabilecek olgunlukta görüyor musunuz?

Çocuktan neler beklediğiniz, “anne baba olmak” kavramına nasıl bir anlam yüklediğiniz ya da nasıl bir çocuk yetiştireceğiniz konusunda eşinizle aynı bakış açısına sahip misiniz?

Bu sorular üzerinde fazlaca düşünülmesi, ileride yaşayabileceğiniz sorunlar için can kurtaran özelliğindedir. Eğer bu sorulardan 1 tanesine bile olumsuz cevap veriyorsanız tekrar tekrar düşünmelisiniz. Aksi takdirde hem kendiniz çocuğunuz için mutsuz bir hayat hazırlamış olursunuz.