ÇOCUKLARDA YALNIZ UYUYAMAMA

Bebeğiniz doğduğu andan itibaren anne babalar için yeni bir dönemin kuralları yapılanmaya başlar. Temel fizyolojik ihtiyaçlardan biri olan uyku düzeninin oluşturulması da bu kurallar listesinin üst sıralarında yerini alıyor.

Yenidoğan bebekler günde ortalama 16-18 saat uykuya ihtiyaç duydukları için ilk etapta çok sorun yaşamazsınız, ancak zaman ilerledikçe ihtiyacı olan uyku süresi azalmaya başlayacak ve sizin de düzeninizde ciddi değişimler yapmak zorunda kalacaksınız.

Bunun için, uyku düzenini daha ilk günden oluşturmak zorundasınız. Ülkemizde doğumdan eve gelindiği anda, anne-babanın odasına bebeğin yatağı yerleştirilir. Annenin çok zorlanmadan bebeğin ihtiyaçlarını gidermesi için yapılan bu hamle, anne – babanın ileriki dönemler için oldukça zorlanacağı bir dönemin temelini oluşturmaktadır.

Yenidoğan evresinden çıkıldığı zaman dahi bebek, anne babanın odasında kalmaya devam eder, uyku süresi zaten kısıtlı olan anne babanın yatağından kalkmadan göz ucuyla bebeği kontrol edebilmesi için anne babanın odasında kalmaya devam eder.

Oysaki uygun koşullar sağlandığında bebek eve geldiği ilk andan itibaren ayrı odada uyuyabilir. Eğer, ağladığında duyabileceğiniz bir mesafede ( ya da bebek telsizi kullanarak ) bebeğinizi ayrı odada yatırabilirsiniz. Bebeğinizin hastalık gibi sıradışı konular yaşaması durumunda bebeğiniz sizinle aynı odayı paylaşabilir, ama normal durumlarda ayrı odada uyuması sonraki zamanlar için en doğru olanıdır. Eğer buna ilk başında karar verip uygulamazsanız her geçen gün bunu yapmak zorlaşacaktır, üstelik bu konu çocuğunuzun psikolojik durumunu etkileyeceği için size daha bağımlı bir birey yaratmış olacaksınızdır.

Peki, ne yapmalı?

İlk günden itibaren bebeğinize ayrı bir yatak ve oda kurmalı ve orada yatırmalısınız. Ama iş işten çoktan geçti ise ve bebeğiniz sizsiz uyumuyorsa önerilerimiz şunlar;

Bebeğiniz, özellikle uykusu geldiğinde sizden daha çok ilgi almaya çalışacaktır. Buna karşılık tutarlı ve kararlı bir tavırla yatağına odasına göndermeye niyetli olduğunuzu göstermelisiniz.

Uyku saatlerinde artan ilgi ihtiyacını gün içinde karşılamak ve uyku saatine geldiğinde bu konuda bir açlığı olmayacak şekilde bebeğinizi uykuya hazırlamak, tek başına uykuya dalmasını sağlamak için en ideal yöntemdir.

Eğer korkuyorsa ve sizi yanında istiyorsa, korkusunun nedenini anlatmaya sevk edebilirsiniz, sonrasında sizin onu duyacak mesafede olduğunuzu, ama sizin ve onun ayrı yataklara sahip olduğunu, herkesin kendi yatağında uyuması gerektiğini anlatmalısınız. Bu korkusunu yenmek için aynı yatakta yatmak haricinde onun için ne yapabileceğinizi sorabilirsiniz.

İletişimde olmak bu konudaki sorununuzu çözmenizde en büyük etkendir.

 

ŞEHİR HAYATI VE ÇOCUKLAR

Çocuklarımız için her zaman en iyisini istiyoruz, en iyi okullarda okusunlar, en güzel evlerde okusunlar, en mutlu evliliği yaşasınlar. Tabii bu kadar “en”leri çocuğumuza sunabilmek için de soluksuz çalışan anne babalar olmak zorunda kalıyoruz. Büyükannelerde ya da bakıcılarda yetişen çocuklarımızı en rahat hafta sonu görebiliyoruz.

Şehir hayatının çocukların beyin gelişiminin üzerindeki zararlı etkilerini ya da yalnızlaştımasını, şehrin zararlı uyaranlarını dahi gözden çıkarıp çocuklarımıza en iyiyi vermeye çalışıyoruz. Oysa ki uzmanlar, bu ve daha bir çok zararlı etkisi sayesinde şehir hayatının çocuklarımızın beyin gelişimini ciddi derecede olumsuz etkilediğini söylüyor.

Çocuklarımızın vücudunda gelişimini en son tamamlayan sistem sinir sistemidir ve bu sistem ergenliğe kadar çok çeşitli faktörlerden etkilenir. Şehir hayatının sunduğu ışıltılı hayatın yanında getirdiği olumsuzluklar nedeniyle bu beyin ve sinir sistemini kalıcı olarak etkileyen hasarlar oluşabiliyor. Bu hasarlar, yaşam süresini dahi etkileyebiliyor.

Sosyal medyanın kullanım yaşının da oldukça düşmesiyle ileri teknolojinin kullanım yaşı da çok düştü. İnsanlar bir arada dev bir panayırın ortasında yapayalnız yaşıyor. Bu hızlı değişimden ise en çok çocuklar etkileniyor. Masallarla ninnilerle büyüyen çocuklarımız, kurgulu çizgi filmlerle dizilerle ya da internet videolarıyla büyür hale geldi, bedenlerini daha az kullandıkları, ailedeki diğer bireylerle daha az kontakta oldukları, toprağın çiçeğin kokusunu bilmeden büyüdükleri bir dönem yaşar oldular.

Doğal uyaranların olmadığı bir ortamda büyüyen çocukların zihinsel yeteneğinin gelişmediğini kanıtlayan uzmanlar bu yeteneğin artması için ise aile ilişkilerinin ve arkadaşlıkların artmasını, doğa ile daha yakın ilişki kurulmasını, oyun ve doğru eğitimin önemini vurgulamakta.

“Doğasızlaşmak” olarak tabir edilen şehir hayatındaki stres yoğunluğu, çocuklarımızın yaşına bakmaksızın olumsuz etkilerini göstermeye başlıyor. Gürültü kirliliği, artan ve zamanla kontrol edilemeyen teknoloji bağımlılığı, sanal dünya (oyun, sosyal medya) arkadaşlıkları, kurstan kursa özel dersten özel derse koşturma derken robotlaşan çocuklarımıza “insan olmayı” öğretmek ise anne babaların kendini farketmesinden geçiyor.

Mutlu yarınlara!

KARDEŞLER ARASI KISKANÇLIK

Konumuz kardeş kıskançlığı olsa da, insanı konu aldığı için her yaşta görülen bir durumdur. Küçük yaşlarda ortalama 3-8 yaş aralığında yoğunlaşır.

Bu yaş aralığında bir çocuğunuz var ise ve ikinci bebeğinize hamile olduğunuzu öğrendi iseniz olası bir kıskançlığa hazır olmalısınız. Bu yaşlarda çocuklar, mantıkları ile değil duyguları ile hayatı analiz ettiklerinden sevdiklerini paylaşmak konusunda çok istekli olmayabilirler.

Kardeşi doğuncaya kadar ilk çocuğunuza verdiğiniz ilginin azalmaması da önemlidir. Hamileliğiniz zorlu geçiyorsa kardeşinin size zarar verdiğini düşünerek daha doğmadan ona kin, kızgınlık, öfke gibi duygular bile duymaya başlayabilir. Bunların önüne geçmek için konuya bakışınızın çok daha olumlu ve birleştirici olması gerekir. Çocuğunuzla olan alışılmış diyalog devam etmeli, hamileliğiniz nedeniyle ona ayırdığınız vakitten çalmamalısınız.

Kıskançlık duygusuna yatkın çocuklar anne babaya sık sık kendisini sevip sevmediğini sorarak ilginin devam edip etmediğini kontrol etmek isterler. Doğacak bebeğinizin cinsiyeti çocuğunuzunkinden farklı ise ve bu sizin için “çok mutluluk verici” bir sonuç ise bunu çocuğunuzun yanında O’na hissettirecek şekilde yaşamamanız da çok büyük bir nokta.

Bebeğinizin doğduğunda ise sizi sürekli inceleyip yeni doğan bebeğinize olan ilginizi kendisine verdiğiniz ilgi ile karşılaştıracak ve bunu az bulduğunda çeşitli tepkilerle size sesini duyurmaya çalışacaktır. Bazen tepkisini altını ıslatma, parmaklarını emme, tırnaklarını yeme, yemekleri dökme, etrafını dağıtma ya da yenidoğan bebeğin eşyalarına zarar verme gibi davranışlarla da dışarı vurabilir. Bu davranışların altında yatan neden, kaybettiğini zannettiği anne baba ilgisini geri kazanmak isteyişidir.

Anne ve babalar kardeş kıskançlığını engellemek için nasıl davranmalı?

Öncelikle bunu ilk sizin yaşamadığınızı, bu konunun insan yaşamı boyunca her yaşta hissedeceği bir duygu olduğunu ve doğal bir durum olduğunu bilmelisiniz. Bunu kabullenerek çocuğunuzu suçlamaktan, yargılamaktan vazgeçmelisiniz.

Çocuklar sizin aynanızdır, yeni doğacak bebeğinize nasıl davranacağı konusunda endişeli, gergin ve stresli iseniz bu duyguyu birebir çocuğunuza yansıtacağınızı bilmelisiniz. Kardeşi doğmadan önce çocuğunuza nasıl bir hayata başlayacağını, eve gelecek yeni kişiye karşı sorumluluklarını, bunun şimdikinden çok daha heyecanlı ve eğlenceli olacağını, çok güzel anılar biriktireceğini, bu anıları deftere yazıp yıllar sonra kardeşiyle paylaşabileceğini gibi güzel yanlarını anlatmalısınız.

Unutmayın ki, onlar kardeşler ve ne kadar tartışsalar da birbirlerini kıskansalar da birbirinden kopamazlar. Eğer adil ve yapıcı bir tutum içinde olursanız yaşanılan konu geçicidir.

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME

Yalan kötüdür, bununla ilgili tonlarca masalla büyütürüz çocuklarımızı! Pinokyo’ nun burnu uzamış, yalancı çoban yalnız kalmış, böyle olmaması için yalan söylememelidir falan filan.

Peki, biz çocuklarımıza doğruyu söylüyor muyuz?

Çocuğumuza yalanın ne kadar kötü bir şey olduğunu, dürüst insan olmasının ne kadar yüce bir erdem olduğunu aşılamaya çalışırken anne baba olarak bizler neden yalan söylüyoruz? Hemen savunmaya geçip “bizim söylediklerimiz yalan sayılmaz, onun iyiliği için söylenilen ufak tatlı kandırmacalar” diyebilirsiniz. Ama zaten yalan da bu değil midir, birini aldatmak, kandırmak için söylenmez mi? Peki, bu koşullarda çocuğumuza doğru insan olmayı nasıl aşılayabiliriz ya da yalan söyleme alışkanlığını nasıl yola sokabiliriz?

Çocuklarınız, sizin aynanızdır, sizin kültürünüzle ve davranışlarınızla yoğrulur, hayatın içinde pişer. Siz hamura ne katarsanız yemesi o kadar lezzetli olur, tabir-i caizse. Çocuklarınız, bazen ceza almamak için, bazen sizin eleştiri oklarınıza hedef olmamak için bazen de tatlı övgülerle pohpohlanmak için küçük yalanlar söylemeye başlarlar. Ancak bu “tatlı” yalanlar 5 yaşından büyük çocuklarda ise endişe duymanızın ve çözüm bulmanızın vakti gelmiş demektir. 5 yaşına kadar olan çocuklar, bizim algıladığımız şekilde yalan söylemez, çünkü henüz gelişmiş bir beyne sahip olmadığı ve hayal gücünü tam anlamıyla kullanamadığı için karmaşık düşünce yapısına sahip fikirler üretemez. Örneğin, gördüğü bir rüyanın gerçek mi hayal mi olduğunu algılayamaz, yani olmamış şeyleri olmuş gibi anlatabilir, gördüğü ya da duyduğu şeylerden çok kolay etkilenebilir. Eğer çocuğunuz okul öncesi dönemde ise ve bu tür davranışlar sergiliyorsa korkmanıza gerek yok, büyüme ve gelişimine bağı olarak gerçek ve hayal kavramlarını öğrendiğinde geçecek bir durumdur.

Fakat, unutmamanız gereken bir konu var ki, o da çocuğunuzun büyümesiyle birlikte sizi ve çevresindeki insanları taklit etmeye başlar. Demek istediğimiz şey, sizi ve ailenizi örnek aldığı, gördüklerini kendi yaşamına yansıtmasıdır.

Kapı çalıyor, o an uygun değilsiniz ve komşunuz kapıda! Siz çocuğunuza kapıyı açıp evde olmadığınızı ya da rahatsız olduğunuzu söyletirseniz çocuğunuza yalanın kötü bir şey olduğunu anlatmanız mümkün değil!

O nedenle, çocuğunuzun yalan söylemesine engel olmak ya da yalanın insanın itibarında dahi ne denli kötü durumlara neden olabileceğini anlatmak için önce neden yalan söylediğini çözmelisiniz.

Unutmayın, aynaya bakıyorsunuz..

ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞI

Çocuklarımız da yetişkinler gibi stresi iliklerine kadar yaşayabilir. Küçük yaşlarda dahi stresin etkilerini minik bedenlerinde hisseden yavrularımız, içte yaşadıkları gerilim nedeniyle tırnak yeme alışkanlığı gibi olumsuz davranışlarla bunu dışa vurabilir. Bazen de ailedeki bir bireyi modelleyebilir, taklit edebilir.

Bu durum bazen 3-4 yaşlarında bile görülebilir. Stresten kaynaklanan bu alışkanlığın birden fazla nedeni olabilir, kardeşini kıskanması, ailedeki bireylerin ve anne-babanın otoriter ya da titiz tutumları, ebeveynlerin ayrılığı ya da ailedeki birinin vefatı gibi birçok nedenden kaynaklı stres yaşayabilirler.

Eğer okul çağında ise, arkadaşları arasındaki sorunlar, kabul görmeme, dışlanma, derslerindeki başarısızlık, öğretmen ve okul sorunları gibi birçok neden de etkili olabilir. Bu ve benzeri sorunlar yaşayan çocuklar, tırnak yeme gibi olumsuz alışkanlıklar edinerek bilinçaltına rahatlama sinyali göndermenin yolunu arayabilir.

Eğer çocuğunuzda tırnak yeme davranışı başladı ise, ilk yapmanız gereken bu konunun nedenini tespit etmektir. Çocuğunuzla sohbet ederek, onu konuşmaya sevk edecek sorular sorarak içini dökmesini sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuzun bu davranışının altında yatan nedeni çözmeye çalışırken yapabileceğiniz en iyi şey, aklını dağıtmaktır. Tırnak yediğini gördüğünüz anda, ondan herhangi bir şey isteyebilirsiniz, bu istek onun dikkatini dağıtacak ve tırnağını yemesine sebep olan düşüncelerden alıkoyacaktır. “Şunu kaldırmama yardım eder misin?”, “Bir bardak su getirebilir misin?” gibi cümlelerle çocuğunuzun dikkatini dağıtabilirsiniz. Çocuğunuzun boş kaldığı herhangi bir anda, beynin rahatlama için eşleştirdiği tırnak yeme davranışına sevk etmesine izin vermemelisiniz.

Bu alışkanlığın tedavi edilebilmesi için, direk uyarılardan vazgeçilmeli ve çocuğun dikkatinin dağılması sağlanmalıdır. Günde 1-2 defadan sık olmamak şartı ile bu davranışın onun sağlığına zarar verebileceğini anlatabilirsiniz. Ama bunun 1-2 defayı geçmemesi, bununla sınırlı kalması çok önemlidir.

Bu süreci ve dikkat dağıtma çalışmalarını, bilinçaltından silininceye kadar devam ettirebilirsiniz. Unutmayın, bütün bunların yerine “tırnaklarını yeme”, “elini ağzından çek” gibi uyarılar, bu davranışı daha da tetikler, beyne bu davranışın yerleşmesine sebep olur.

ÇOCUKLARDA DEMİR EKSİKLİĞİ

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren en temel ihtiyaçlarımızdan biri demir! Pek çok besinde bulunuyor ama çok çabuk yitip gidiyor. Üstelik bebeklik ve çocukluk döneminde yaşanılan hastalıkların nedeninin %80’ e yakınına neden oluyor.

Ülkemizde okul çağındaki çocukların %50 sinde demir eksikliği anemisi olduğunu söyleyen uzmanlar, bu eksikliğin zihinsel ve fiziksel gelişmeyi ciddi şekilde etkilediğini söylüyorlar. Bu hastalık, vücutta hemoglobin oluşumunu engellemeyecek olsa da vücudun demir bağlamaması anlamına geliyor.

Emzirme döneminden itibaren, vücudun gelişebilmesi için ciddi bir öneme sahip olan demir, bu dönemde alınmaz ise ileriki yaşlar için olası hastalıklara davetiye çıkarmış oluyorsunuz. Bebeklik döneminde alınan besinlerdeki demir oranlarının düşük olması, demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin en sık görüldüğü dönemi oluşturuyor. Bu da okul döneminin başında zayıf okul başarısı, gelişememiş kas fonksiyonları ve fiziksel aktiviteye neden oluyor. Daha büyük çocuklarda ve maalesef yetişkinlerde de zayıflayan zihinsel beceriler için de zemin oluşturuyor.

Peki, çocuğunuzda demir eksikliği olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Bu sorunun bir iyi bir kötü yanıtı var aslında! İyi olan; sağlam bir gözlem ile, fiziksel ve zihinsel durumlarını analiz edebilirsiniz. Kötü olanı ise, demir eksikliğinin ilk evreleri fazla belirti göstermeyebiliyor, yani demir eksikliği anemisi olduğu zaman anlamış olabilirsiniz.

Anlayabileceğiniz belirtiler ise şunlar;

Çocuğunuzun avuç içleri solgun ise, hareket halinde değilken hızlı soluk alıp veriyorsa, iştahsızsa, huzursuz ve halsizse, dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunları varsa, öğrenme zorluğu çekiyorsa, uyku bozukluğu yaşıyorsa, tırnak ve saçlarında kolay kırılmalar oluyorsa, ağız kenarında yaralar varsa ve dilinin üzeri düz ve parlak ise demir eksikliği ciddi düzeylere ulaşmış demektir.

Peki ya tedavisi?

Tedavinin yapılabilmesi için önce tam tespiti gereklidir. Tedavisi oldukça kolay olmakla beraber düzenli bakıma gerek duyurur ve tetkiklerle sürecin sağlıklı işlediğinin kontrol altında tutulması gerekir.

Sağlıklı günlere!

ANNE BABANIN MESLEK SEÇİMİNDEKİ ETKİSİ

Çocuklarımız için hayaller kurmak çok eğlencelidir, hayatımıza gireceğini öğrendiğimiz andan itibaren en güzel şeyleri O yaşasın isteriz, en güzel okulda okusun, en güzel kişiyle evlensin, en güzel hayatı yaşasın, en güzel arayı alsın… liste uzar gider. Hatta bazen kendimizi o kadar kaptırırız ki, kendi hayatımızda hayalini kurduğumuz ancak başaramadığımız şeyleri O’nun başardığını görmek için farkında olmadan sadistçe davranmaya başlayabiliriz..

Günümüzde meslek seçeneklerinin ve günden güne artan teknolojinin de etkisiyle seçme zorluğu yaşadığımız konusunda serzenişte bulunmaya başlayabiliriz, arkadaş sohbetlerinde. Bu ciddi bir sinyaldir ve kendinizi durdurmanız gerektiğinin işaretidir.

Meslek seçimi, evlilik kadar önemli bir kavramdır. Hatta günümüz koşullarında çalışma hayatının günün çok büyük bir bölümünü kapladığını düşünürsek evlilikten daha da önemli neredeyse. Bütün yaşamı etkileyecek olan bir karar olduğu için, çocuğunuzun bu hayatı yaşayıp yaşamak istemediğini, O’ nun da bir birey olduğunu ve kendi kararını vermesinin gayet doğal olduğunu düşünmeniz ve kabul etmeniz gerekiyor.

Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, kardeş sayısı, ailenin genişliği gibi konular meslek seçiminde önemli olduğu kadar ailenin çocuğunu yönlendirmesinde de etkilidir. Çocuğunuzun kişilik özellikleri ile örtüşmeyen bir meslek seçmesine sebep olursanız hayat boyu mutsuz olmasına neden olmuş olursunuz, “geç gelen pişmanlık, idamdan sonraki affa benzer” cümlesiyle yaşamak zordur. Bu nedenle kendi kurallarınızla çocuk yetiştirmek, otoriter, aşırı korumacı, fazla disipliner bir algı yerine seçme şansı tanımalısınız.

Çocuğunuza uygun meslek seçimi yapabilmek için;

Öncelikle, çocuğunuzun bir birey olduğunu, sizin DNA’ nızdan parçalar taşısa da kendi DNS kodunun olduğunu kavramanız ve sindirmeniz gereklidir.

Küçük yaştan itibaren çok iyi bir gözlemci olmalı ve yetenek ve ilgilerinin farkına varmalısınız.

Çocuğunuzun kişiliğini iyi analiz edip uygun meslekleri araştırarak bir pedagog yardımıyla ilgili mesleğe yönelik oyuncaklar alabilirsiniz.

Mutlu yarınlara!

ÇOCUKLARA MUTLU OLMAYI ÖĞRETMEK!

Her anne baba çocukları için “en”leri ister. En önemlisi de ne yaparsa yapsın mutlu olmasını ister. Peki, çocuklarımıza mutlu olmayı öğretmek mümkün müdür? EVET!

Anne babanın herhangi bir olay karşısında çocuğuna olumlu yanı görmeyi öğretmesi, pozitif bakış açısıyla hayatı yaşamasını sağlaması mümkün. Üstelik bu bakış açısını yakalayan çocukların, diğer çocuklara göre kendinden daha emin ve başarılı oldukları da kanıtlanmış.

Çocuğuma nasıl pozitif olmayı ve mutlu olmayı öğretebilirim?

Öncelikle, ona insan olmayı öğretmeniz gerek. Değer yargılarını genişletmeli, sorumlu olduğu aile ve toplum hayatına dair ödevleri aşılanmalıdır. Sorumlu olduğu insanların hayatlarında oluşturabileceği farklar için ne kadar güçlü olduğu anlatın. Mesela, arkadaşları arasında bir sorumluluk projesi geliştirip kullanmadıkları oyuncakları bir hafta sonu birlikte bir derneğe götürmesini sağlayabilirsiniz.

Dersler önemli elbette, ama hayat bundan ibaret değil. Derslere biraz ara verin, oyun oynamak, yemek yapmak, birlikte paten kaymak ya da yüzmek gibi çeşitli etkinlikler düzenleyin. Birlikte bisiklet sürmenin, yeni yerler keşfetmenin lezzeti inanılmaz.

Saçma sapan espriler yapıp bunların ne kadar saçma olduğunu konuşup katıla katıla gülün, gülmek beyne daha fazla oksijen gitmesini sağlar.

İyi bir iş yaptığında takdir etmek ona verilecek en büyük ödüldür, hediye yerine onu övgülerinizle ödüllendirin. Almış olduğu ödevler hakkında fikir alışverişi yapın, onun düşündüklerini anlatmasına yönlendirici olun, birlikte yorum katmaya ve geliştirmeye çalışın.

Doğru beslenmesine özen gösterin, ona doğru beslenmeyi öğretin. Tabii ki önce sizin de doğru beslenerek örnek teşkil etmeniz gerekiyor. Ortak hobiniz olarak doğru beslenmeyi seçebilirsiniz, birbirinize öğrendiğiniz yeni tarifler hakkında bilgi aktarabilirsiniz.

Resim yeteneğiniz olmasa da birlikte resim yapabilirsiniz, hayal gücünün gelişmesinde çok faydalı olacak ve yaşadığı her anın geçici olduğunu anladığı için daha dolu dolu yaşamayı öğrenmesini sağlayacaktır.

Sebebe ihtiyaç duymadan ona sarılın, öpün, kucaklayın. Her ikinize de misliyle enerji olarak geri dönecektir.

Neyi sevdiğini, neden sevdiğini, neyi neden sevmediğini anlatmasına olanak sağlayın, sevdiği şeyleri yapmasına izin verin (sizin görüşlerinize ters olsa dahi). Sonuçta herkes ayrı bir birey ve ayrı zevkleri var, çocuğunuz dahi olsa.

Mutlu yarınlara!

TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE ÇOCUKLAR

Her anımız teknoloji ile iç içe. Günlük aktivitelerimizi akıllı cihazlar üzerinden planlıyoruz, işlerimizi dahi bilgisayarlar ya da akıllı telefonlar üzerinden yürütüyoruz. Son teknoloji akıllı cep telefonları sayesinde artık fotoğraflarımızı bile küçücük veri alanlarında depoluyoruz. Bu yoğun koşturmamız arasında çocuğumuza da bu alışkanlığı aşılamış oluyoruz, ama uzmanlar yetişkinlerde olduğu kadar teknolojinin denetimsiz ve aşırı kullanımının çocuklar üzerinde ciddi zararlar oluşturabileceği görüşündeler.

Teknoloji planlı ve akıllıca kullanıldığında inanılmaz bilgi ve gelişim sahasıdır, ancak denetimsiz ve plansız kullanılırsa çocuklarımız üzerinde ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

Bu yazımızda teknoloji bağımlısı çocuklarımızı teknolojinin yüksek dozundan nasıl kurtaracağımızı, koruyacağımızı yazdık;

Bu yolda en önemli konu, çocuğunuzun her gün bilgisayarda geçirdiği zamanı iyi belirlemek ve bu konuda kendisi ile bir anlaşma yapmaktır. Uzmanların önerdiği, okul öncesi çocuklar için günde 1 saatten, ilköğretim düzeyindeki çocuklar için ise günde 2 saatten fazla olmamalıdır.

Anne baba olarak, onun dilinden anlamak ya da olası sorunlarına birlikte çözüm bulabilmek için teknolojiyi yakından takip etmek de büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra, bazı durumlarda geride durmak ve çocuktan öğrenmeye çalışman da bir taktiktir. Anne babasından daha çok bilgi sahibi olduğunu düşünmek, çocuk için çok olumlu bir tablo yaratacaktır.

Eğer çocuğunuz aşırı derecede bilgisayar başında olmak istiyorsa, bunun tek çözümü bilgisayarı ortak kullanım alanlarından birine taşımaktır. Ailedeki diğer bireyler de bilgisayarı kullanırsa, çocuk sırasını beklemesi gerektiği gibi sosyal beceriler de kazanmış olacaktır.

Bilgisayar üzerinden çocuğunuzla birlikte oyunlar oynamanız, onun bilgisayarda geçirdiği saatlere eşlik etmeniz, kullandığı programlar ve oyunların içeriklerini denetlemeniz açısından çok uygun bir yöntemdir. Böylece çocuğunuza eğitimsel değerler içeren oyun ve programlara sevk edebilirsiniz.

3-5 yaşındaki çocuklar için anımsama, gruplandırma, göz ve el koordinasyonunu artıran programları, 6-8 yaşındaki çocuklar için okuma – yazma ve mantık yürütme gibi programları, 9-12 yaş çocuklar için ise soyut kavramlar, ileri düzey sorun çözme kabiliyeti gibi konuları içeren programları seçebilir ve bunlara yönlendirebilirsiniz.

3-5 yaş aralığında başlayacağınız yabancı dil DVD’ leri, program ya da çizgi filmleri de yabancı dil konusunda kelime hazinelerini geliştirmeleri açısından oldukça önemlidir.

Teknolojinin dozunda kaldığı mutlu bir hayat dileğiyle!

ASLAN BURCU BEBEKLERİ

Doğumunuz 23 Temmuz – 23 Ağustos arasına denk geliyorsa, yaşadınız demektir! Bebeğiniz Aslan burcu doğacak.

Aslan burçları, burçların kralı olarak tabir edilir. Parlak bir gülüşü ve tılsımlı bir tatlılığı vardır. İster erkek olsun ister kız olsun, bu bebekler tam bir enerji deposudur. Daha küçük yaşlarından itibaren girdiği her yerde idare onun elindedir. Cesaretlidir, cana yakın ve sıcacık halleriyle evin neşe kaynağıdır. Doğduğu andan itibaren fark edeceğiniz hareketleriyle ailenin merkezinde olmak için göstereceği çabaya inanamayacaksınız 🙂

Anne babanın dikkatini çekmek için aralıksız ağlama seansları ile sabrınızı test edebilirler. Hemen ardına şirin bir gülücükle dramatik bir kabiliyet sergileyerek sizi tavlamayı çok iyi başarırlar, ona nasıl boyun eğdiğinizi fark etmezsiniz bile 🙂

Aslan burcu bebekleri sessiz bir çocukluk geçirmezler. Bir evde aslan burcu bebeği var ise o ev enerji ve neşe dolu bir ev demektir. Hayal gücü çok geniş olan aslan burcu bebekleri, küçük yaştan itibaren kendi kendine oyunlar geliştirip arkadaşlarına da oyun içinde liderlik etmeye başlayacaktır.

Kendine güveni ve sayısız kabiliyeti ile başıboş bırakılan aslan bebekleri, çocukluk döneminde asi, kibirli, kendini beğenmiş ve gürültücü bir karaktere bürünebilir. Böylesi bir gücü bu seviyeye gelmeden eğitmeniz, doğruyu yanlışı öğretmeniz çok önemlidir. Sevildiğinde, takdir edildiğinde kendini çok daha yaratıcı bir şekilde ifade edecek ve içindeki sevimli lideri açığa çıkaracaktır.

Küçük yaşlarında masal dinlemeyi sevse de belli bir zamandan sonra kendisi masal anlatmaya başlamak ve sizi o uyutmak isteyebilir. Herkesi ve her şeyi taklit ederler, doğuştan gelen rol yetenekleri çok kuvvetlidir.

Kıyafetlerini kendi seçmek isteyecektir, inatçıdırlar. Kendi istediklerini eninde sonunda yaptırdığını göreceksiniz. Bunun yanı sıra oldukça komik ve eğlenceli oldukları için, moraliniz bozuk olduğunda bile sizi güldürmeyi başarırlar.

Kendilerine bir yıldız gibi davranılmasını isterler, ne kadar lider gibi görünseler de onlara “yıldız” gibi davrandığınızda yaptıramadığınız şey olmadığını göreceksiniz.

Sevgi ve yumuşaklık onun kalbini açmak için sihirli anahtarlardır. Güçlü görünse de içten içe korkusu göründüğü kadar güçlü olmamaktır. Bu nedenle onu her gece kucaklayın ve onu çok ama çok sevin.

Güçlü karakterli bu çocukların ebeveynleri ile geçinmeleri kolaydır. Ancak başkaları içinde eleştirmek ya da ev halkı içinde ona bağırmak, iletişim kopukluğuna yol açacaktır. Aslan çocukları, kardeşler arasında ise lider özelliğiyle ön plana çıkmak isterler. Fakat gerçek amaçları onlara ukalalık yapmak değil, sadece korumaktır.

Aslan burcu bebeklerini çözmek ve eğitmek çok zor değildir, tatlı sert bir diyalogla çok keyifli anılara yelken açabilirsiniz.